Şiir İncelemesi-1 Başımızın Üstünde Bir Bulutun

       Başımızın üstünde bir bulutun
       Güneşe asılmış gölgesi
Tanpınar...Birçok zaman olduğu gibi bir mekan belirsizliği,ufak bir betimlemenin ardına sonsuz sayıda olasılığa bırakılmış,okunurken yazılan bir şiir...Olmayan mananın madencisi olma gayretinde değilim,büyük bir pınarın önünde durup kendi aksimi anlatıyorum,bir Narkissos olmadan. Ben hiçbir zaman O'nun şiirini okurken Tanpınar'ın hislerinin aynısını hissetmeyeceğim,hissedemeyeceğim.Edebiyatın en büyük katkılarından biri de bize kendi hayatlarımızı göstermesi değil midir?Şiire dönelim.
Şiirde birtakım imgeler süzülür,kelimeler en zarif rakslarını gerçekleştirmekten ziyade adeta bir amaç,bir mısra için bir araya toplanmıştır adeta.Herhangi bir ölçüye bağlı kalınmaksızın yazılmış,mısra uzunlukları ayarlanmamıştır. Aruzun düzenli musikisi yerine garip bir çok seslilik çarpmaktadır kulaklara.Melodi ilk başta zor duyulur ve kesiftir. Çok sıradan bir eser izlenimi de alabilirsiniz ilkin lakin şiirin devamını dahi okumadan sadece ilk iki mısra insana bir hayranlık ve heyecan vermeye muktedirdir. 
                          Başım sükutu öğüten
                           Uçsuz bucaksız değirmen
mısralarındaki gibi içinde bambaşka bir deryanın mevcut olduğu bir 'baş' söz konusudur.Fakat bu sefer 
                          İçim muradına ermiş
                          Abasız postsuz bir derviş
mısralarındaki gibi 'iç'e yönelmek yerine perspektif dışarıya,güneş ve bulutlara kaydırılmaktadır.
                         Mavi masmaviydi gökyüzü
                         Bulutlar beyaz,beyazdı
der gibidir Tanpınar.Ayrıca Güneş de 
                         Yeter büyüsüne aldandığımız
                         Güneşin...biraz yalnızlığımız
                         Kendi aynasında gülsün,gerinsin
                         Güvercin topuklu sükut gezinsin...
dörtlüğünde olduğu gibi Tanpınar'ın sıklıkla başvurduğu şiirsel bir imgedir.İkinci kısıma geçelim.
      Uzakta toz halinde dağılan
      Yoğurtçu sesi
Bir sokak satıcısının sesi uzaklaşırken Tanpınar'ın aşıkane bir tavırla bahsettiği sükut devreye girmektedir.
Gerek yukarıda eklediğim ışıltılı mısralarda,gerekse de 
                         Uzakta,aya çok yakın bir yerde,
                         Çılgın ve muhteşem harabelerde
                         Büyük sükutların fırtınası var.
şeklinde kurduğu mimari eserlerde sükut bir muhteşem çinidir adeta.
Bursa'yı gezerseniz gördüklerinizin estetiğiyle zihninizde sonsuz bir kesişim ve ahenk sunacak
 'Bursa'da Zaman' şiirinde ise şöyle geçer sükut:
                         Güvercin bakışlı sessizlik bile 
                         Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Sükut bir aynadır,sanatkar kendini dinler ve kendini konuşur,kendine.Geçmiş sükutun yanına kurulur,
yıllara yılların hesabı sorulur.
Sükut içinde doğayı tefekkür eder kişi,
makineleşmiş bir asırda,kaygıların çığlıklarının susmadığı bu çağda sükuttur gidilen liman.
Lakin dönülür bu 'sefer'den zira çağın içindeyiz ne de olsa.
Sükut bir mekandır,belirsizleşmişliğiyle birlikte zihinde tüm gücüyle endamını gösterir.
                         O sükut bahçesi,ufkunda kuş yerine
                         Hasret kanat çırpar düşünen ellerine...
Tanpınar'ın dehası yine kelimeleşmiş,mimarileşmiştir bu iki eserde.
Bu lafzı uzatmak mümkün,sükut hakkında nadide mısralar bulunabilir lakin ben artık son ve 
bana göre en güzel kısıma geçiyorum:
   Gün bitmeden başladı içimizde
   Yarınsız insanların gecesi
İlk okuyuşumdan beri beni bu kadar etkilemeyi sürdüren çok az şiir vardır.
'Gün bitmeden başlayan bir gece'den bahsedilmektedir,
fakat bu gece sıradan dünyalıların değil başka birtakım insanların gecesidir.
Bu insanların mekanı ise 'iç'imizdir,abasız postsuz ve muradına ermiş bir derviştir bu insanların yeri.
Bu insanlar kim diye sormadan önce,belki de şiirde kendisine en çok yer bulmuş kavram olan geceyi
inceleyelim Tanpınar'da.Tanpınar geceyi yalnızca gündüzün ardından gelip 
Güneş'in ışıklarının Dünya'nın başka bölgesine vurduğu zaman olarak kullanmaz
.Birçok şairde olduğu gibi Dünya'dan çok dünya ile ilgilenir.
                        Ömrün gecesinde sükun,aydınlık
                        Boşanan bir seldi avuçlarından,
                        Bir masal meyvası gibi paylaştık
                        Mehtabı kurumuş dal uçlarından.
ömrün gecesinden bahseder burada
                        Geceyle ölümdür asıl sevgili
                        Bu ikiz aynada toplanır yollar.
diye anar geceyi başka zamanlarında.Geceye yazılmış onlarca şiir vardır ayrıca ve binlerce mısra...
Peki Tanpınar hangi geceden bahseder?Yarınsız insanlar kimdir?
Bunu onlarca farklı şekilde yorumlamak mümkün fakat bana göre:
Yarınsız insanlar içimizdeki kıpraşmakta olan duygu ve düşünceler,arzu ve hisler,
yendiğimiz yahut yenildiğimiz iştihamız,çevremizdeki insanların
gözümüzdeki halleri kısacası içimizdeki cümbüşün vazgeçilmez parçalarıdır.
Sevdamız,hırsımız,dostluklarımız içimizdedir ve kimi zaman sevdiğimiz
bir insanı bir gece ansızın silebilmekteyizdir lugatımızın altın yaldızlı sayfalarından.
Gönül evimizden yaka paça dışarı atabilmekteyizdir bazı hisleri,kimi zaman pişmanlıklar,
kimi zaman pişmanlıklara duyulan pişmanlıkları.Bir sükut eşliğinde gelen dingilik ve
ruh ferahlığında gezinen birtakım hayallerin kimisi de yarınsızdır,içimizdeki 
şeytani arzuların bazıları da.
Yıllar sonra gelmiş,ihanetin unutulmasıyla yüreğe yerleşmiş kimi insanlar da yarınsızdır,
belki de yaşarlar ama biz görmekten gelmek isteriz.Kimi düşünürler de içimize süzülürler misal
,gönül indirmenin mümkün olmadığı taraflara yerleşmişlerdir.
Onların bile yarınsız oldukları görülür.Fakat nasıl Tarancı
                       Bir namazlık saltanatın olacak
                       Taht misali musalla taşında
diyorsa,ben de Tanpınar'ın bu şiirini yorumlamayı bitirirken bu bahsedilen insanların 
                        bir gecelik saltanatı olacak
diyebiliyorum.Unutmayın ki,içimizde yarını görmeyecekler diye düşündüklerimizin 
birçoğu yarını görür,fakat etkisini yitirmeye yüz tutmuşlardır.
Bu yüzden dikkat edelim ki bu insanlar öfke,hırs,kibir gibi niteliklerini yarınlarımıza taşıyamasınlar.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

             
                  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pforta,Kayseri Fen Lisesi,Okul-1

Bir Kayısı Ağacı

DOSTOYEVSKİ