DOSTOYEVSKİ
DOSTOYEVSKİ
ÇOCUKLUK DÖNEMİ
ÇOCUKLUK DÖNEMİ
nDostoyevski,diğer tüm Rus edebiyat devlerinin(Tolstoy,Puşkin,Gogol,Turgenyev,Herzen) arasında toprak sahibi bir ailenin ferdi olmayan tek kişiydi.
nBaba tarafı Dostoyevskiler Litvanya’nın soylu ailelerindendi.Aile adı küçük bir köyden geliyordu.O köyde papazlık görevi üstlenen büyükbabasının babası Rusya’ya göç etmişti
.
nBabası papaz okulunu bitirdikten sonra evden kaçıp tıp eğitimi gördü ve doktorluk unvanı aldı.28 Haziran 1828’de ise kendi adıyla birlikte,biri 8 biri 7 yaşında olan oğulları Fyodor ve Mihail Dostoyevski’leri soylular arasına yazdırdı.
nTıp,Rusya’da saygın bir meslekti ama kişiye bir sıfat veya iyi bir para kazandırmıyordu.Bu sebeple Dostoyevski’ler kendilerini asla istedikleri konumda göremediler.
nKüçücük bir evde yaşamaları ve para sıkıntıları çekmelerine rağmen 6 hizmetçi bulundurmaları kendilerini olmak istedikleri yerde görme amacının acı bir tezahürüydü aslında.Bu istek daha sonra genç Dostoyevski’de de ortaya çıkacak,ailesinden olur olmaz yerlerde sırf arkadaşlarından geri kalmasın diye absürt para istekleri olacaktı.
nDr.Dostoyevski 1819’da Marya Fyodorovna ile evlendikten iki yıl sonra tarihin en büyük yazarlarından biri Dünya’ya gözünü açacaktı.
nBabası Mihail Andreviç Dostoyevski'nin belirleyici özelliği sertlik ve katı bir disiplin olan bu adam,çeşitli sinir hastalıklarından müstaripti ve çevresi tarafından çok titiz,sabırsız,sinirli biri olarak görülüyordu.
nOnun bu meziyetleri Dostoyevski’nin hayatını çok etkilemiş,baskı altında ama yoğun bir entelektüel doygunluk kazanacağı bir çocukluk evresi geçirmiştir
.
Burada entelektüel doygunluktan kastım,daha 8 yaşında iyi düzeyde Fransızca öğrenmişti ve İncil’i neredeyse bir din adamı kadar iyi biliyordu.
10 yaşında Latince eğitimine başlamıştı ve hacimli romanlar okumaya başlaması da bu yıllara denk geliyordu.
Fakat işin garip tarafı,babası bunları birer zorunluluk olarak görüyordu ve onları boğarcasına eğitimlerine devam ettiriyordu.Buna en iyi örnek Latince dersleri sırasında oğullarının hazır ol pozisyonunda beklemelerini istemesiydi.
nAnnesi Marya Fyodorovna son derece sevecen,iyi yürekli ve merhametli bir kadın olan Marya,Dostoyevski’nin gelişiminde büyük yer tutmuş,babasının verdiği kültürel derslerin yanı sıra ahlaki ve insancıl tüm duyguları öğretmiştir.
nVe hatta ilerleyen yıllarda Dostoyevski,ileride yazacağı bir mektupta,içimdeki merhametin kaynağı annem ve İncil’dir demiştir.
n1831’de babası soyluluk haklarını kullanarak bir arazi satın aldı ve bu araziye yapılan evde liseye başlayana kadarki süreçteki yazlarını geçirdi.
nİlerleyen yıllarda ikinci karısına mutlu ve sakin bir çocukluk geçirdiğini söylemesinin nedeni de bu yazlıkta geçirdiği günlerdi.
nBu yazlık evinin ona kattığı bir diğer şey ise köylü sınıfıyla çok yakından girdiği ilişkiydi.Diğer büyük yazarlara nazaran Dostoyevski’de köylü kesimi bulmamızın bir nedeni de budur çünkü toprak sahipleri çocuklarının köylülerle ilişki kurmasına izin vermiyordu.
OKUL YILLARI
1833’te Souchart
1834’de ise bölgenin en iyi okulu olan Çermak’ta kardeşi Mihail ile eğitime başladılar.(daha sonra Mihail ile ölümüne kadar ayrılmayacaklardı)
Dostoyevski’nin eğitiminin bu bölümüne dair bir kanıt yok yalnızca arkadaşları tarafından dövülen bir çocuğu korumak için öne atılıp idareye gönderildiği yazıyor okul kayıtlarında.
Daha sonra eserlerinde zuhur edecek olan sarsılmaz bir bağımsızlık aşkı ve ahlaksal içgüdülerine ters düşen durumlara müdahale etme isteği bu yıllarda da karakterinde varmış demek ki.
Genç Dostoyevski ile tanışan herkes onun kişiliğinin kapalılığından ve kaçamaklılığından söz ediyordu.Yüreğini kolay kolay başkalarına açmazdı.
Dehasını ilk olarak göstermesi de okuldaki ilk yıllarına rastlıyordu,amirlerini memnun etmek için çalışmaktan başka bir şey düşünmeyen insanları eleştirdiği bir öykü yazdığı ilk basit edebi eser olarak görülüyor.
n
DİN VE DOSTOYEVSKİ
Dostoyevski hayatının neredeyse tamamında dindar bir Ortodoks modelindedir.Bu dindarlığın kökeni ailesidir ve şu sözler bu durumu özetler:
n‘Dindar bir Rus ailesinden geliyorum,bizim ailemizde bizler İncil'i neredeyse beşikten itibaren bilirdik.
'
nDostoyevski’nin düşünsel hayatını en çok etkileyen yazarlardan biri Rus tarihçi Karamzin’dir.Dostoyevski’nin ailesi de Karamzin’i çok severdi ve bu sevgi ona bir çok yarar kattı.
nÖncelikle,Rus tarihini öğrendi,o kitapta Kant’ı ve bazı filozofları gördü ve önüne açılan edebi ve kültürel dünyanın farkına vardı.Dostoyevski Karamzin’i 18li yaşlarına kadar başucu kitabı yapmıştı.
nFakat düşünsel manada Dostoyevski’yi ömrü boyunca en çok etkileyen kişi Puşkin’di.Dostoyevski ona babası kadar değer veriyor,Rusya hakkındaki görüşlerine adeta tapıyordu.Puşkin’in çoğu şiirini ezberliyor ve okuyordu.Daha sonra eserlerinde var olan Rus ekol ve düşüncesini Puşkin’den almıştı.
nHatta Joseph Frank’a göre onu maddi boyutta dünyaya getiren annesi,manevi boyutta var eden ise Puşkin’di.
nPuşkin’in Dostoyevski’ye etkisi bu kadar az sözle tanımlanamaz.O,Puşkin’den o kadar etkilenmiştir ki kendisine en büyük ünü getiren,’sen peygambersin’ denilen konuşması Puşkin hakkındaydı.Kendi görevini sadece Puşkin’in Rusya’ya bıraktıklarını çözümlemek olarak görecek kadar hayrandı O’na.
nDostoyevski’nin gerek Cinler,gerek Karamazov Kardeşler gibi kitaplarındaki karakterlerin bazılarının bir nevi kaynağı da Puşkin’in şiirlerindeki karakterlerdir.
nDostoyevski Puşkin’in de etkisiyle müthiş bir edebiyat tutkusuna kapılmışken Askeri Mühendislik okuluna gitmek zorunda kaldı.Kardeşi Mihail de aynı durumdaydı.Yolculuk boyunca,o kafasında roman tasarlıyor abisi şiir yazıyordu.
nPetersburg’a vardıklarında Dostoyevski’yi ömrü boyunca etkileyecek at-ulak olayı oldu.Bir ulak atıyla dinlenme evine ulaştı,attan inip bir arabacının at arabasına atladı.Fakat kısa bir süre sonra hınçla yerinden kalkıp kendisinden aşağı toplumsal seviyede olan arabacıyı hunharca dövdü.Dostoyevski bu toplumsal eşitsizlik ve dayak yeme olayından inanılmaz etkilendi ve bu durumu Suç ve Ceza’da bir pasaja yerleştirdi.O pasaj bir mujiğin kendi atını hunharca dövüp öldürdüğü rüyaydı.Anlaşılan o ki,Dostoyevski bu olayı yaşadıktan 30 sene sonra romanlaştıracak kadar büyük bir şekilde etkilenmiş.
nPetersburg’a böyle kötü şekilde adım attıktan sonra okula kaydını yaptıran Dostoyevski,okulda yine çoğunluktan ayrılmış ve birkaç kişi dışında kimseyle fazla samimiyet kurmamıştı.
nOrada kurduğu bir arkadaşlık onu son derece etkilemişti.O kişiyle sürekli Schiller okuyor,ezberliyor ve tartışıyorlardı.Karamzin ve Puşkin’den sonra Dostoyevski’nin hayatında büyük etkisi olan kişi şüphesiz Schiller’di.
nDostoyevski’nin Schiller’a hayranlığının en büyük kanıtı Karamazov Kardeşler’i bitirdiğinde artık benim de Haydutlar’ım var demesiydi.
nDostoyevski her ne kadar ,bana göre, realist yazarların en büyüğü olsa da,entelektüel olgunluğa ulaştığı 1830ların ortalarında Romantik bir görüşü vardı.Fransız romantiklerin eserlerini çok beğeniyor,Hugo’dan ve Balzac’tan sürekli övgüyle söz ediyordu.Aynı zamanda daha 15 yaşında olmasına rağmen Hoffman,Poe,Sheakespare gibi yazarları büyük bir tutkuyla okuyordu.
Bu okumaların en büyük kanıtı yazdığı şu mektuptu:
n‘neredeyse bütün Balzac ve Hugo’ları okudum,Balzac muhteşem.Onun kahramanları evrensel zihnin ürünleridir.İnsan ruhunda böyle bir sonucu binlerce yıllık bir mücadele hazırladı,bir çağın ruhu değil.
nBu mektupları yazarken 16 ya da 17 yaşında olduğu unutulmamalıdır.
GENÇ DOSTOYEVSKİ
n1840 başlarında Dostoyevski kimsenin tanımadığı bir istihkam okulu öğrencisiydi.Bu yıllar onun hayatının belki de en önemli yıllarıydı çünkü kardeşine bahsettiği gibi ‘iki yıl önceki adam olmayacağı’ bir dönüşüm sürecine girmişti.Bu dönüşümün temelinde Gogol’un eserlerinin yayımlanmaya başlaması ve kendisinin de en kısa yoldan edebi başarıya ulaşma isteğinin tavan yapması vardı.
nAyrıca bu devir karakter özelliklerinin başkalarının anılarına da yansımaya başladığı bir devirdir.Bu anılara göre kendisinde diri diri gömülme korkusu vardı ve bu korku onu sürekli rahatsız ediyordu.Keyfi yerinde olmadığı zamanlarda karşısındakinin kim olduğunu önemsemeyecek kadar kabalaşıp hırçınlaşabiliyordu.Aynı zamanda mesleğiyle alakalı olan bir huyu da vardı ki,bu yargılarında inanılmaz derecede bağımsız olmasıydı,edebiyatta moda felan tanımıyor,estetik algısını kendisi belirliyordu.
n1840’ların başlarında Dostoyevski’nin kafası Sheakespare,Schiller,Racine ve Corneille’nin kahramanlarıyla doluydu.Kendisine güzel gelen eserleri moda tanımaksızın övme huyu bu kitapları okumasına dayanıyordu.
Rus edebiyat tarihinde 1840 ve 1850ler Gogol dönemi olarak anılır.Her ne kadar modadan etkilenmese de Dostoyevski de Gogol’u inanılmaz düzeyde sevmiş ve hatta ilk 3 eserini(İnsancıklar,İkiz,Ev Sahibesi) Gogol benzeri şekilde yazmıştır.
Dostoyevski’nin Gogol hayranlığını en iyi Reisenkampf’ın yazdığı şu cümleler özetler:
Dostoyevski Gogol okumaya çok meraklıydı,Ölü Canlar’dan sayfalarca metni ezbere okurdu.
nGogol’den etkilenişi O’nu ilk eseri olan İnsancıklar’ı yazmaya götürdü.Bu eser ona Rus edebiyat tarihinde ilk eserle kazanılan en büyük başarıyı getirdi.
nRomanın el yazması ilk olarak Nekrasov’a gitti,Nekrasov kölelik hakkında ateşli konuşmalar yapan bu adamın eserine müthiş bir heyecanla yaklaştı,kitabı direkt olarak çağının en büyük eleştirmeni Belinski’ye götürdü.Belinski kitabı bitirdiğinde gecenin dördünde Dostoyevski’yi evine getirdi ve bağırarak ‘ne yaptığının farkında mısın sen?’ dedi.Bu ilginç çıkış,eserin büyüklüğüne ufak bir ayna tutar.
BELİNSKİ
nVakti gelmişken bu büyük eleştirmenden de biraz bahsedelim.Mizacı gereği müthiş bir edebi haz ve isteğe sahip olan Belinski,yazdığı makalelerle bir yazarın kariyerini bitirecek veya başlatabilecek bir otoriteye sahipti.Kendisinin herhangi basit bir sözü bile Rus basınında haftalarca gündem olurdu.
nDostoyevski’nin İnsancıklar’ı yayımlandıktan sonra abisine ‘ünümden başım dönüyor’ demesinin sebebi Belinski’nin ona destek çıkmasıydı aslında.Hiç tanınmayan birini Rus edebiyatının önemli simalarından biri haline getirmişti birkaç makale ve incelemeyle.
nBu müthiş ün ve saygı Dostoyevski’yi çok da iyi etkilemedi.Zaten ilginç olan karakteri daha enlere gitti ve ego buhranları yaşamaya başladı,Turgenyev’i küçük gördüğü bir konuşmasında bu ego deviniminin ona getireceği bahtsızlıklardan bihaberdi aslında.
nBu bahtsızlık Turgenyev ve Nekrasov’un onu delilerce aşağılamasıydı.O’nu şanlı bir şövalyenin yüzünde çıkan uğursuz sivilce olarak gördükleri bir şiir kaleme almışlar ve bu şiirin de yankılarıyla ikinci eseri olan İkiz başarıya kavuşamamıştı.Belinski bu eseri aşağılamış ve bayağı bulmuştu…Bu durumun sonucunda Dostoyevski Belinski ve çevresiyle bağını koparıp sonu hapise giden bir yolculuğa başladı.
nBelinski ile bağlarını kopardıktan sonra onun için ‘öylesine zayıf bir insandır ki edebiyat konularında bile durmadan fikir değiştirir’ demesi durumu özetler.Bu ağır sözlerde elbette kazandığı ünün yerle yeksan olmasının da etkisi vardır.
nBu yıllarda üçüncü eseri olan Ev Sahibesi’ni tamamlar.Dışarıdan bakıldığında realist gibi görünmeyen bu eser aslında Ölü Canlar’ı kendi sanatıyla işleme çabasından başka bir şey değildir.Tıpkı İnsancıklar’ın Palto’yu kendi sanatıyla işleme çabası olduğu gibi.
nBu eser İkiz’den de çok tepkiyle karşılaştı ve olağanüstü,bayağı,toplumdan uzak olarak görüldü.Fakat bu eserde sonrasında Karamazov Kardeşler’deki Ivan Fyodoroviç’e uzanan sorgulamaların temeli vardı
.
nTam da bu yıllarda Belinski Dostoyevski için:
‘geveze,besbelli ki iyi huylu ve içten ama gerçekte genellikle kötü huylu ve şom ağızlı biriydi,her şeyi bilir,her şeyi görür,genellikle susar ama kesinlikle her şeyi bir şekilde söylemeyi başarır,üstü kapalı,iğneli sözlerle arı gibi sokar,neşeli ve zekice bir sözle ya da çocukça bir şakayla insanları eğlendirirdi’ demişti.
Daha sonra Netoçka Nezvanova’yı yazarken(bu eser tamamlanamadı) Belinski’yle barıştılar ve bu barıştan birkaç ay sonrasında,28 Mayıs 1848’te Belinski öldü ve Dostoyevski kendisine ilk ünün bahşeden bu adamın ölümünü öğrenmesiyle havale geçirdi.Bu havale aynı zamanda onun sara nöbetlerinin ilk habercilerinden biriydi.
nDostoyevski,Belinski’yi tanımadan önce ailesinden ötürü gelen dini duygu ve düşüncelerle yaşayan temiz yürekli bir gençti.Onunla tanıştıktan sonra radikalliği(ki Suç ve Ceza temelde radikalizmin eleştirisidir),ateizmi,başkaldırıyı tanıdı ama bunlara başvurmadı.Bağımsızlık aşkı O’nu çevresine itaat etmekten aykırı kılıyordu elbette.
nDostoyevski’nin hayatını derinden etkileyen diğer olay,Petraşevski grubuna girmesiydi.Ne şanssızlık ki,1848 ayaklanmasının getirdiği sansür ve baskı döneminde Dostoyevski’nin kölelik karşıtı düşünceleri zirve yapacaktı.Bu zirve onu Sibirya’ya gönderecek kadar soğuktu.
n1848’de Petraşevski soylular arasında köylülük sorunuyla alakalı bir dilekçe yayımladı,bu dilekçe hükümetin O’nu bireysel gözetlemesine sebep oldu.
nSık sık bu tip dilekçelerin yayımlanıp konuşulduğu evlere giren Dostoyevski bu evlerin kendisine mahkumluk hazırladığını bilmiyordu elbette.
nBaskı ortamının zirve yaptığı yıllarda üniversitelerde felsefe ve metafizik dersleri kalktı,İncil’in yasaklanması gerektiği çünkü devrimci düşünceler içerdiği konusu gündeme geldi.
Dostoyevski 22 Nisan’da tutuklandı ve 23 Nisan’da elleri bağlanmış şekilde götürülürken biri O’na işte senin Aziz George Günün de bu demişti.Aziz George günü Rusya’da her 23 Nisan’da kutlanan 1597’de köleliğin yasaklanması sonucu oluşan bir milli bayramdı.O yıllarda en büyük gayesi köleliğin kaldırılması olan ve hatta bu yüzden mahkum olan Dostoyevski'nin böyle bir günde tutuklanması ilginçtir.
nTutuklanan sadece kendisi değildi,kardeşleri Mihail ve Andrey de tutuklanmış ve O’nun gibi Petroplavloskaya Kalesi’ne kapatılmışlardı.
Bu kaledeki mahkum hayatı O’nda derin izler bıraktı çünkü hiçbir temizlik olmayan,her yerden hamamböceği ve fare fışkıran,loş ve basık odalarda geçirmişti on ayını.
nSuç ve Ceza’da geçen ‘alçak tavanlar,sıkış tepiş odalar zihni ve ruhu öldürür’ demesinde bu günlerin büyük etkisi vardı muhakkak.
n10 aylık beklentinin sonunda idam kararı çıktı ve kesinlikle beraat bekleyen Dostoyevski inanılmaz şekilde sarsıldı.Tanrı’sına kapandı ve günlerce dua etti.Halbuki bu idam olayı tamamen kurguydu,Çar onlara zaten sürgün verecekti,idam söz konusu değildi lakin Çarlık azametini göstermek için önce onları meydana toplayıp ölüm korkularını yaşatmak istemişti.Bu korku da Dostoyevski’de sirayet edecek,Budala’da idama giden bir adamın ruh haletini muazzam şekilde tahlil edecekti.
n4 yıl sürgün yiyeceği haberini öğrendikten sonra abisine yazdığı mektupta umutlarını kaybetmediğinden ve yazmazsa yaşamayacağından bahseder.Ölüm korkusunun hayata bağlamasını güzel bir şekilde görebiliriz bu mektupta.
nDaha sonra Dostoyevski yaşamında boşa geçen yerlere yakınmaya başlar,bundan sonra hayatı armağan olarak görmeye karar verir ve bu armağanı kaliteli şekilde korumaya çalışacağına söz verir.
nDostoyevski’nin cezaevi anıları ise trajikomiktir.Hapishane müdürü okumuş insanları korusa da halk tüm okumuşlardan nefret etmektedir,ve sürekli bu yazar kesimi dışlarlar.Dostoyevski bu düşüncelerden yola çıkarak aydın kesiminin devrim yapmasının zorluklarından bahseder usulca.
nBu hapishane O’na yüzlerce insan tipi ve karakteri sunmuştur ve Dostoyevski de bu zenginliği cömertçe kullanmıştır.Suç ve Ceza’daki Svidrigailov karakteri direkt olarak buradaki karakterlerden birinden alınmadır mesela.Veya Dmitri Karamazov.Her ne kadar sağlık açısından kötü etkilense de bu hapishane O’na birçok şey katmıştır aynı zamanda.
nBu katkıların en büyüğü sevmeyi öğrenmektir,köylü kesimle ilgilenmeye ve onları sevmeye asıl olarak bu dönemde başlamıştır.Hapishane yıllarını anlattığı Ölüler Evinden Anılar kitabı bu yıllardaki zorlu,endişeli,hastalıklı yıllarına güzel ışık tutar.Turgenyev’e göre bu eser O’nun en yüce eseridir.Hapishane şartlarına muazzam bir hiciv ve insan doğasına inanılmaz bir bakış,bu eseri en iyi özetleyen kelimeler olsa gerek.
nDostoyevski hapishaneden çıktıktan sonra Rus gelenekleri dolayısıyla devlet işlerine geri dönemedi.Asker olabilecekti.İlk başlardan Sibirya’nın güneyinde bir er olarak işe başladı ve burada Wrangel ve Isayev diye iki kişiyle samimiyet kurdu.
nWrangel çok okuyan biri olduğu için İnsancıklar kitabının yazarına büyük değer veriyordu,daha sonra Dostoyevski’nin terfi alıp Moskova’ya dönebileceği yolculuğu hazırlayan insandı aynı zamanda.
nIsayev ise Suç ve Ceza’daki yaşlı Marmeladov adlı tipik,sempatik Rus ayyaşının en belirgin tiplemelerinden biriydi.Dostoyevski Isayev’i ve Rus ayyaşlarını böylece ölümsüzleştirecekti.
n
İLK AŞK YENİ HAYAT
Dostoyevski’nin ilk aşkı da bu yıllara denk gelir ve Wrangel aracılığıyla tanıştığı Marya Dimitriyevna İsayeva ile tutkulu,ilginç bir aşk dönemi yaşarlar.Bu aşk ona çok feci acılar çektirmiş ama sonu evlilikle bitmişti.Daha sonra Marya veremden ölene kadar(ki bu ölüm tam da Suç ve Ceza’nın yazıldığı günlere denk gelir,abisi de o günlerde ölecektir) evli kalacaklardı.
nYaşadığı acıları yazdığı şu cümleler çok iyi özetler:
‘Ah!Tanrı bu dehşet verici,korkunç duygudan insanları korusun!Aşk mutluluğu çok büyük bir mutluluktur ama acısı öyle korkutucudur ki hiç aşık olmamak daha iyi’
nDostoyevski Marya’yı her zaman olduğun iyi,haksızlıklara karşı soylu bir öfkenin ifadesi olarak şiddetli kızgınlıklar duyan,öfke patlamalarıyla tepki gösteren biri olarak görecekti.Daha sonraları bu özellikleri Suç ve Ceza’da Katerina İvanova ile ölümsüzleştirecekti.(keza ikisinin de ölümü veremdendir.)
nWrangel’e Marya için ‘hayatımın en zor anlarında karşıma çıktı ve beni hayata döndürdü.’ diyecektir.
nGerek cezaevinde gerekse aşk’ı yüzünden çektiği acılar Dostoyevski’nin yüreğini çelik gibi katılaştırmıştı,gönlündeki Rusluk aşkı da iyice artmıştı bu yıllarda.Daha sonraları Puşkin Konuşması’nda diyeceği ‘Ruslar insanlığı İsa’yla birleştirecek’ sözlerinin temeli de bu filizlenip şahlanmada aranmalıdır.
nTam da bu yıllar Dostoyevski’nin hayatı boyunca mücadele edeceği radikallerin,başta Çernişevski,Rus basınında iyice görünmeye başladığı yıllardı.
nBu mücadele şu sebepledir ki Dostoyevski konularını iki yerden alır.(Rusya’da o günün ideolojik değerleri,Rusya’da halkın değerleri.)
nÇernişevski’nin şu düşünceleri radikallerin zihniyetini güzel özetler:Hayalgücü kağıttan şatolar kurar,hayal kuran kişinin doğru dürüst bir evi yokken.
nFakat hayal kurmak güzel bir ev almaktan daha tatlıdır elbet.Ne de olsa Coloumb Amerika’yı bulduğunda değil ararken mutluydu.
nEdebiyattaki radikal ayaklanmalarının olduğu bu yıllarda Nekrasov,Dostoyevski artık bitmiştir,hiçbir şey yazamayacaktır der.
nBu sözün üzerine Ölüler Evinden Anılar,Suç ve Ceza,Karamazov Kardeşler,Ecinniler,Budala gibi eserlerin yazılmış olması garip bir ironi olsa gerek.
nDostoyevski 1860ların başında Moskova’ya döndü ve para kazanmak için Amca’nın Düşü’nü yazdı.Bu eser gözünü hiç tutmadı ve eser hakkında ‘birtakım küçük parçaları birleştirerek başyapıtlar oluşturabilme hayaline kapıldım’ diye itirafta bulunacaktı.
nBu eserin gözünü tutmaması sonucu Stepançikovo Köyünü yazdı.Stepançikovo Köyü tek bir cümle ile özetlenebilir:
n‘Zulümden kurtulan aşağılık insan zalimleşir.’
nYazdığı mektuplarda artık ıvır zıvır bir şey yazmayacağını,yeteneğini ve dehasını ortaya sereceğini söylüyordu.Not defterleri gerek hapishaneden gerek meyhaneden gerek sokaklardan insan tipleri ile doluydu.Bunları yansıtmak için abisiyle aylık bir dergi çıkarmaya başlayacaklardı.
nBu yıllarda ünlü yazarların tiyatro oynaması için bir organizasyon düzenlenmiş,Dostoyevski de Gogol’den Speşkin karakterini muazzam şekilde oynamıştı.
nBahsedilen aylık derginin adı ‘saat,zaman gibi anlamlara gelen’ Vremya olacaktı.
HAYATTA YENİ BİR ÇAĞ
n1860-1865 arası Dostoyevski için tamamen dergi yıllarıdır.O günün Rus basınında çıkan tüm olaylara iyi veya kötü tepki veren,müthiş bir popülarite kazanan fakat Dostoyevski’nin sağlığına mal olacak,dört büyük eserinin yazılmasını geciktirecekti.
nFakat bu yıllar O’na radikalleri ve diğer kafa yapısındaki insanları daha da iyi tanıma fırsatı sağlayacaktı.Abisinin ölümüne kadar bu böyle sürecektir.
nVremya’nın başarısında okurları her yönden beslemenin büyük bir etkisi vardı.Dostoyevski’nin büyük zevkle okuduğu Poe ve Hoffman gibi polisiye yazarları sayesinde Dostoyevski de polisiye ve suç’a merak sarmış,Suç ve Ceza’nın temeli ve Karamazov Kardeşler’in mahkeme sahnesi gibi Dante’vari eserlerde bu polisiye tekniklerinden yardım almıştır.Fakat Vogue Dostoyevski’nin ne kadar büyük bir polisiye romancısı olduğunu şu sözlerle özetler:
nÜrpertici eserlerin en tanınmış ustaları,bir Hoffman,bir Poe,bir Baudelaire,Dosto’ya kıyasla birer göz boyayıcı,bir edebiyatçı…
nFakat bu polisiye geleneğinden önce Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’ı yayımladı ki bu eser O’nun belki de en zayıf eseriydi.Bu haliyle bile günümüz yazarlarının çoğunun kariyerinden daha iyi bir kitap olsa da karakterlerin bayalığı eleştirmen çevre tarafından hoş karşılanmadı
.
n1861’de Rusya’da müthiş bir devrim rüzgarı esti ve Ölüler Evinden Anılar’ın tam da bu tarihte tefrika edilmeye başlaması sonucu,siyasi sürgünler ve çevreleri kendilerini bekleyen Sibirya’ya dair birçok şey öğrenip çok ürktüler.Bu tarihte Dostoyevski’den daha ünlü ve etkili bir yazar yoktu.
nBu baskı döneminde Turgenyev’in en önemli eseri olacak olan Babalar ve Oğullar tefrika edildi.Bu eserde çizilen nihilist Bazarov portresi o kadar fazla gündeme geldi ve kaldı ki nihilizm ve radikalizm sürekli tartışılmaya başlandı.
nBu günlerde Pisarev adındaki bir radikal ‘bazı insanların üstün olduklarını ve onlara kanun işlemeyeceğini,Napolyon’ların öldürmesinin katillik değil haklılık olduğunu’ savundu.Bu görüş tanıdık gelmiş olmalı.
nAynı zamanda tam da bu günlerde radikaller işi farklı bir boyuta taşıdı ve bir ayakkabı boyacısının Puşkin’den daha yararlı olduğunu dile getirdiler.Ozanlık ve yazarlık resmen ateş altındaydı.Tam anlamıyla bir sanatkar olan Dostoyevski ise bu haberlere çıldırırcasına öfkelendi ve radikalizmin eleştirisini kurguyla karıştırarak Yeraltından Notlar,Suç ve Ceza gibi iki olağanüstü eser kaleme aldı.
n1862 sonlarında Vremya dergisinin abone sayısı dört bini bulmuş ve en iyi dönemlerini yaşıyordu.Fakat sansür onları da vurdu ve Vremya müthiş bir baskıyla karşılaştı.Avrupa gezilerinden bahsettiği Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları adlı eseri Vremya’da yayımlanan son eseriydi.
nDostoyevski bu Avrupa gezilerinde şiddetli sara nöbetleri yaşamış,ve yeni bir aşk’a yelken açmıştı.Ayrıca daha sonra Kumarbaz’da somutlanacak fetişizme varan Kumar oynama tutkusu onu bu yıllarda sarmıştı.Saatini rehin verecek kadar aşıktı rulet masasına.Oyunun kendisinde bir şeyler buluyordu,enlerde yaşayan ruhunu tatmin etmenin en iyi yollarından birini…
nBu bakımdan Kumarbaz onun kendi psikolojisinin çözümlemelerinin zirve yaptığı en iyi ikinci eserdir.Diğeri ise neredeyse tamamen kendisini anlattığı Budala eseridir.
nDostoyevski’nin Avrupa’da aşık olduğu kadın Apollinaria Suslova’ydı ve bu aşk tarihin en absürt aşklarından biriydi.Kadın evlenmekten kaçınıyordu bazen evlenmek istiyor bazense iletişimi toptan kesiyordu.Fakat Dostoyevski’nin Avrupa ziyaretlerinin en temel sebeplerinden birinin bu kadın olduğu da aşikardı.Avrupa ziyaretlerinin birinde Suslova gönlünü bir İspanyol’a kaptırmıştı ve Dostoyevski bu duruma şöyle asilce tepki verip görüşmelerini azalttı:
n‘Belki de yakışıklı,genç,dilbaz biri.Fakat hiçbir zaman beni yüreğim gibi bir yürek bulamayacaksın onda.’Her aşığın yaşadığının büyüğünü,her sara hastasının yaşadığının daha ağırını yaşamıştı bu yüce deha.Onun kitaplarındaki karamsar hava biraz da bu ‘en’lerden geliyordu.
Suslova ve Avrupa’yı terk ettikten sonra Yeraltından Notlar yayımlandı.O günden bugüne hala süregelen ‘yeraltı adamı’ tabirinin yaratıldığı kitaptır bu.Enteljiyantik radikalizm’e ve koyu akılcılığa karşı en iyi eleştiri olan bu eseri okumayanlara tavsiye ederim.
nVremya sansürlendikten sonra Epokha adıyla yeniden sahneye çıkan Mihail ve Fyodor Dostoyevski kardeşler her şeye yeniden başladılar fakat fazla başarılı olamadılar.Bunun sebebi Mihail’in ve karısı Marya’nın yakın tarihli ölümleriydi.Uzun yıllardır hastalıklarla boğuşan karısının ölümünde yaşadığı yalnızlığa bir kenara bırakırsak;abisini kaybetmesi sonucu derin bir acı duydu,bu acının temelinde hayatta en çok sevdiği ve en çok sevgi bulduğu insanın ölmesi vardı.Yazdığı mektup bu durumu açıklar:
nBenim için öylesine büyük bir kayıp ki bu,O adam beni dünyada her şeyden daha fazla seviyordu,hatta o taptığı karısından ve ailesinden de fazla.
nAbisini kaybetmesi sonucu Epokha dergisinin borçları da üzerine kalmış,borçlar dağının altında ezilmekten kurtulmak için bir Avrupa kaçamağı yapmayı düşünmüştü.
nAvrupa’ya giderken yanında götürdüğü 600 rubleyi ve saatini kumarda kaybetti.Turgenyev gibi dostlarından aldığı yardımlarla belli bir süre geçinse de Stellakovski gibi adamlarla yaptığı anlaşmalar sonucu eser yazması gerektiğini biliyordu.
nIrving Weill’in(video linkini aşağıya koyuyorum,bu birlikteliğin öyküsünü izleyebilirsiniz.) bahsettiği Anna adlı kadın gerçekten de Dostoyevski’nin ikinci karısı öldü ve 1881’deki ölümüne kadar beraber yaşadılar.
nAslında Anna’yla evlenmeden önce de olsa kronolojik sırayı biraz bozmuş olsam da artık sunumumun asıl bölümüne gelebilirim.Dostoyevski,Stellovski gibi editörler yüzünden para için yazmaktan bıkmıştı fakat bu yüce eserin temelinde de para kazanma zorunluluğu vardı.Dergi borçlarının kapanması için Suç ve Ceza’nın taslağını oluşturdu ve bir yayımcıya götürdü.
EN ÇOK OKUNAN ESER
nİlk tasarlandığında kısa bir öykü olacak olacaktı.Arkadaşı Katkov’a yazdığı mektupta paraya ihtiyacı olduğu için(demin bahsettiğim nedenlerle)bu öykünün taslağından bahsetmişti:
nBir cinayetin psikolojisinin raporu,bit ve üstün insan problemi,para ve kendini sınamak için işlenen cinayet ve sonrasında gelen ruhsal çöküntü.
n1865 Kasım’ında Dostoyevski önceden bahsettiği öyküyü tamamen tamamlamış olmasına rağmen yaktı.Yeni bir planın kendisini baştan çıkardığından bahsediyordu mektuplarında.Tema aynı kalacak,mevcudat büyüyecek ve tarihin en büyük romanlarından biri oluşacaktı.
n1865 kışı boyunca eseriyle çalışarak vakit geçirdikten sonra ilk meyveleri almaya başlayacaktı.
nSuç ve Ceza’nın ilk bölümleri Russkiy Vestnik dergisinde tefrika olmaya başlandığında ilginç bir olay oldu.Ocak 1866’da A.M. Danilov adı verilen bir öğrenci bir tefeci ve uşağını öldürüp apartman dairelerini soydu.Bu örnek Dostoyevski’nin yazım gücüne ufak bir bakış olarak yeterli olabilir.
nRomanın tefrika sürecinin ilk 2 ayında Russkiy Vestnik 500 abone kazanmıştı fakat metin uzadığı için dergi editörleri rahatsızlanmaya başlamıştı.
nSuç ve Ceza yayımlanmaya devam ederken yaşanan asıl ilginç olay şuydu:
n4 Nisan 1866’da Çar ll.Aleksandr yaz bahçesindeyken soluk yüzlü,fakir,eski üniversite öğrencisi ona silahla ateş etti.Parasal sorunlardan üniversiteden atılması Raskalnikov’u çağrıştıran bu gencin absürt protestosu Rusya’da 1848 Ayaklanmasını andıran bir sansür ve baskı dönemini beraberinde getirdi.
nBu sansür dönemi Suç ve Ceza’da bir bölüme çok etki etti.Bu bölüm Sonya’nın Raskalnikov’a Lazarus’un Dirilişi bölümünü okuduğu pasajdı.Sansürcüler bu metni fahişe bir kadının İncil’i tefsir etmesinin ahlaksal yozlaşma olduğunu düşünmesi nedeniyle engellediler.Her ne kadar Suç ve Ceza’nın ilk el yazması kayıp olsa da bu pasajda Büyük Engizitör’ü andıran bir şeyler olduğu muhakkaktı.
nAyrıca sansürcülerin bir amacı da bu metnin Nihilizm çerçevesinde mesajlar verme ihtimaliydi.Turgenyev’in Babalar ve Oğullar kitabında Bazarof karakteri ile simgelediği Nihilistlik 1860 Rusya’sının edebiyat ve basınında büyük yer kaplıyordu
.
nSuç ve Ceza temelde bir suç psikolojisi etüdüdür,daha önce bahsettiğim radikal Pisarev’in düşüncelerini resmen bilimsel olarak sorgulamıştır.Normalde sosyoloji ve psikolojide bilimsel anlamda gözlem yoktur fakat Dostoyevski Raskalnikov’a yaşattığı vicdansal bunalımla aslında Suç işleme mekanizmasını incelemiştir.Kitabın sonlarına doğru ‘iktidar ancak eğilip onu alma gücüne sahip olanlara verilir’ sözü bu sorgulamanın sonucudur.Raskalnikov’un acılar içerisinde test ettiği bu durum Napolyon’ların aslında bu sorgulamayı yapmadıkları için Napolyon olduklarını fark etmesine gitmiştir.Sonya’ya acıyla bu cümleleri haykırmıştır.
nCemil Meriç Raskalnikov’un düşüncelerini şöyle özetler:
nYaşadığımız dünyada suç kaçınılmaz olay.Büyük adamla sokaktaki insan ayrı kanunlara tabi.Daha doğrusu büyük adam için kanun yoktur.O bir gayenin emrindedir,insanlığın hayrı için kalabalığın suç saydığı bir günahı işleyebilir.Bütün kanun koyucular;Solon,Muhammet veya Napolyon suçludular.Suçludurlar çünkü ataları tarafından koyulmuş ve bağnazlıkla kabul edilmiş yasaları yıkmışlardır.Yeni bir hakikatın,yeni bir düzenin sözcüsü olmak isteyen herkes suç işlemek zorundadır.
Fakat Dostoyevski bu düşüncelere karşı çıkar,kitabın sonlarına kadar Raskalnikov düşüncelerini yanlış görmese de,en sondaki rüya birçok şeyin özetidir.Rüyada yayılan bir veba söz konusudur,herkesi kurtçuklar istila etmiştir ve herkes kendini akıllı iradeli ve dirayetli saymaktadır.İnsanlar birbiriyle savaşmakta ve birbirlerini öldürmektedir.Tam Dostoyevski’ye özgü olan bu karmaşa ortamı aslında kitabın en önemli yeridir.Bu rüyada kurtçuklar olarak tasvir edilen varlıklar aslında tam olarak da Raskalnikov’a yüklenen düşüncelerdir.Bu veba aslında Pyotr Petroviç’in sorduğu gibi ya herkes kendini Napolyon saysaydı ne olurdu sorusuna deneysel gözle bakmaktır.Bu rüyada herkes kendini seçilmiş kişi sayar,herkes herkesi öldürür ve zaten kargaşanın hakim olduğu dünya iyice çığırdan çıkar.Dostoyevski bu rüya modeliyle radikallerin düşüncelerini temelden çürütmüştür.
nRomanın temeli aslında Goethe’nin ya örs ya çekiç mantığı ile semavi dinlerin öldürmeyeceksin mantığı arasındaki düşünsel farklılığın zaten zor günler geçiren bir üniversite öğrencisine yüklenmesidir.Bir insanı öldürmenin vicdani boyutu ile insanlığı kurtarmanın ütopik hayalleri arasında yaşanan hezeyanın öyküsüdür Suç ve Ceza.
nRaskalnikov’u cinayete iten olaylardan biri de ablasının kendisi için alçak bir insanla evlenmeyi göze almasıdır.Bu evlilik O’nu çileden çıkartır,kendisini Sonya’nın çirkef yoldan elde ettiği parayla geçinen Marmeladov’la aynı görür.Ve cinayeti işler.Cinayet kitapta küçük bir yer tutar,kitabın asıl önemli yeri cinayet sonrası buhranlardır.
nCinayet sonrasında deliliğe varana kadar hastalanır ve çılgınlarca düşünür.Neden öldürmüştür?
nKendi iradesinin gücünü kanıtlayıp kendisinin de sıra dışı insanlardan biri olduğuna anlama isteği mi yoksa cidden kendisini kandırma yoluyla söylediği insanlığın yararına işler yapma mı?
nRaskalnikov kesinlikle kendini denemek için işlemiştir cinayeti ve hatta paraya el bile sürememiştir.Daha sonra bu durumu Napolyon olamayacağının en net kanıtlarından biri olarak hatırlar.Kendisi parayı alıp insanlığın yararına işler yapmak için cinayet işlemiş fakat sadece hastalanmıştı.Daha da sonralarda aslında Napolyon’un böyle bir kocakarıyı hiç öldürmeyeceğini daha akılsal yollara başvuracağını acıyla idrak etmişti.
nRaskalnikov’un büyük insanlara özentisi şu düşüncelerinde iyi belirir:
nKendisine her şeyin izin verildiği gerçek Efendi,Toulon’da fırtına gibi eser,Paris’te katliam yapar,Mısır’da bir orduyu unutur,Moskova seferinde yarım milyon adamını telef eder ve Vilna’da bir latifeyle yakasını kurtarır.Ölümünden sonra adına mihraplar dikilmiş.Demek ona her şey mübah görülmüştür.Hayır,öyle anlaşılıyor ki bu adamlar etten ve kemikten oluşmaz,bronzdan yapılmıştır.
nO bu düşüncelere şunu ekler:Bir ilkeyi öldürdüm ama vicdanıma yenildim.Burada çok çok ince bir mesaj vardır,radikallerin göz ardı ettiği mesaj her şeyin akılla ve mantıkla açıklanamayacağı mesajıdır.
nSvidrigaylov ise cinsel arzularına yenik düşen biri olarak kitaba girer.Petersburg’a Dunya’nın yanına dönmesi de sadece cinsel isteklerinden ötürü gibi gözükse de aslında bir kişisel kurtuluş aramaktadır.Tüm parasını feda etmeye hazırdır bu kurtuluş karşısında.Raskalnikov-Sonya arasında geçen kurtuluş arayışıyla inanılmaz bir paralellik vardır fakat fark şudur ki;Svidrigaylov daha önce kötülük yapmış,kızı kötü emellerine alet etmişti.Fakat Raskalnikov ise Sonya’nın babasının cenaze masraflarına yardım etmiş,onu asla fahişe olarak görmeyip ailesiyle tanıştırmıştı.Burada temel bir ahlak dersi vardır,bu ders Svidrigaylov’un intihar etmesi,Raskalnikov’un hayata bağlanması süreciyle perçinlenmiştir.Bu ders,iyilik yaparak kurtulacak olmanın dersidir ve bu kadar somut bir şekilde kurgulanması Dostoyevski’nin dehasının en güzel dışavurumlarından biridir.
nBu iyilik dersi Raskalnikov’un İncil dinlemek istemesine sebep olan süreçtir aynı zamanda,Sonya’nın ayaklarına kapanıp ‘tüm acı çeken insanlığın önünde eğiliyorum’ demesinin de sebebi olduğu gibi.
nDaha sonra Sonya’ya söylediği ‘vidan muhasebesi yapmadan öldürmek istedim,kendim için,yalnız kendim için sözü aslında radikallerin bencilliğinin yol açacağı sorunlara güzel bir özetleme getirir.
nFakat kitabın sonlarına kadar Raskalnikov düşüncelerinde kusur bulamaz,hatta teslim olmasının sebebinin indirimlerden faydalanmak olduğunu söyler.Ama yine kendisiyle çelişmektedir,büyük adam olamadığı sürece yaşamasının bir anlamının olmadığını bilir.İntihar etmek için köprünün önüne gelir defalarca fakat her zaman aklında Sonya’dan öğrendiği iyilik dersi de vardır.
nDaha sonra teslim olur ve sürgüne gider.Bahsettiğim vebalı rüya kitabın çözümlemesidir ve üzerine daha fazla konuşulacak bir şey bırakmaz.Orada gerçek hayat var deyip baktığı bozkırlar ise sonunda hayata bağlanmasının güzel bir örneğidir.Sonu pek tatmin edici bitmemiş olsa da Dostoyevski iyilik kötülük,ikisinden de bağımsız olma gibi durumları ustaca işlemiştir.
nBu kitap dünya genelinde ün kazandı ve Dostoyevski’ye müthiş bir ün getirdi.1865-1866’da herkes ama herkes büyük bir heyecanla Suç ve Ceza’nın diğer bölümünün yayılmasını bekliyordu.Yayımlandığı dergi hızlıca bitiyor,editörler yetiştiremiyordu.1800ler Rusya’sının temelini bilmeyen biri için sadece bir polisiye romanı olacak bu kitabı size tanıtabildiysem ne mutlu bana.
SONRAKİ HAYAT(KISITLI BİR BAKIŞ)
Bu eserden sonra Kumarbaz,Budala,Ecinniler ve eserlerinin en büyüğü olan Karamazov Kardeşler yayımlandı.Dostoyevski hayatının son 5 yılında Rusya’da bir peygamber olarak görülüyordu,1869’da yayımlanan Savaş ve Barış bile onun eserleri kadar ilgi görmemiştir.Dostoyevski’ye olan ilginin zirvesi Puşkin Konuşması’dır.
PUŞKİN KONUŞMASI
n1880’de Rusya’da Puşkin’i anma etkinlikeri düzenlendi ve hayatı boyunca rol model olarak gördüğü kişiye böyle bir organizasyon düzenlenmesi Dostoyevski’yi çok mutlu etti.Orada yaptığı konuşma hala dilden dile,sözden kağıda aktarılmaktadır.
nSizin bu konuşmayı okuma ihtimaliniz olduğundan konuşmaya girmeyeceğim,diğer kitaplarının içeriğine bakmama sebebim de buydu,fakat o konuşmada asıl anlattığı durum onu ömrü boyunca çevreleyen Rusya ve Ortodoksluğa olan inancıydı.
nO,Rusya’yı ezilmiş ve aşağılanmış İsa’yla bir tuttu konuşmasında.İsa’nın Rusya’yı kutsadığını söyledi,’yoksullaşmış olabilir ükemiz ama İsa’nın kendi en son mesajını biz neden taşımıyor olalım’ dedi.Savaşlarla kavrulan Rus halkına bu konuşmalar ilaç gibi geldi,küsleri barıştırdı,Rusları bir ülkü etrafında birleştirmeye kadir oldu.Bu konuşma Büyük Petro’nun hedefleri gibi yer alır Rusların arasında.
nSara nöbetleri iyice artmış,Karamazov Kardeşler’i bitirmek için zaten kötü olan sağlığını iyice bozmuştu.1881’in başlarında elden ayaktan kesilmişti.26 Ocak’ta kiliseye günah çıkarmaya gitti,27 Ocak’ta karısı yazdığı mektupta O’nun çok ciddi şekilde hastalandığını söylüyordu.28 Ocak’ta çok bağlı olduğu Tanrı’sına kavuştu ve arkasında gözleri yaşlı koskoca bir Rusya bıraktı.
n31 Ocak'ta 30.000 kişi, sayısız kuruluşun çelenklerini taşıyan temsilcilerle birlikte, tabutu Alexandr Nevsky Manastırı'nın kilisesine kadar izlendi.
n Milli geleneğe uyarak, bütün gece boyunca başucunda sıra ile dua kitabı okuyan öğrenciler ve hayranları nöbet tuttular.
n"Kilisede çalışanlar sabahleyin kiliseyi süpürmeye geldiklerinde bir tane sigara izmariti bulamadılar. Bu, keşişleri çok şaşırttı. Bu uzun gece nöbetleri sırasında, mutlaka gizlice sigara yakıp izmaritini yere atan biri bulunurdu. Fakat bu defa, orada bulunanlardan hiçbiri, ölenin anısına gösterdikleri saygı nedeniyle sigara içmemişti." Anna Dostoyevski
nEski bir geleneğe göre, tabut mezara indirildikten sonra, ölenin dostları ve temsilciler tarafından konuşmalar yapılırdı; konuşmaların sayısı ve uzunluğu ölenin anısına gösterilen saygının ölçüsüydü. Her konuşan mezara bir çelenk bıraktı; toplam olarak 74 çelenk bırakıldı.
nTabut mezara indirildikten sonra ilk konuşmacı 1849 yılında Semenevski Alanı'nda idam sehpasında Dostoyevski ile birlikte bulunanlardan Palm adındaki bir romancıydı.
nKonuşmalar bittikten sonra tabutun üzeri toprakla örtüldü; Anna, açlıktan ve ağlamaktan halsiz düşmüş çocukları yavaşca mezarlıktan dışarı çıkardı.
n Saat 4'tü ve güneş batıyordu. Mezarın çevresindeki kalabalık henüz dağılmaya başlamamıştı.
nİşte o bu kadar sevildi,değer verildi,acılarla ve hastalıklarla yaşasa da hayatının sonunda çevresinden hak ettiği değeri bulmuştu.Birçok otoriteye göre tarihin en büyük Romancısı olan bu yüce deha arkasında birçok eser ve tamamlanmamış taslaklar bıraktı.Sara hastası olmasa veya borçlar yüzünden bu kadar çalışmak zorunda kalmasa elimizde belki de birçok daha eser kalacaktı.
Buraya kadar okuduysanız sizi tebrik ederim,Dostoyevski'nin kitaplarını okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.Teşekkürler.
Irwin Weil Konuşması:
https://www.youtube.com/watch?v=MSaLrA5vEIY
n
Yorumlar
Yorum Gönder