Çağın Estetik ve Dinamiği
Şuursuz bir büyücü Gutenberg!Işığı paçavraya hapsetmiş.Yüzyılları kutulara doldurmuş Gutenberg'in çocukları,peygamberleri işportalara hapsetmiş,tuğla kadar değeri kalmamış dehanın.Eflatun,bir sokak kadını gibi her isteyenin yatağına koşuyor.Don Kişot futbol maçı biletinden ucuz.
Cemil Meriç
Meriç,yine büyük bir hakikate parmak basıyor.Sanatın ve bilginin maddeleşmesinden, kağıtlaşmasından ve en nihayetinde popülerleşmesinden ustaca yakınıyor. Ne çok benziyor bu serzenişler Wagner'inkine.Estetiğin düşmesinden bahseden Wagner'inkine. İnsanların işlerinde geçirdikleri süre arttıkça,makine dönüp saatler birer birer hiçlik çemberinde eridikçe geriye kalan kendini eğlenmekle geçiren halk doğuyor.Hep beraber tragedyayı izleyen halkla kesişmiyor çağımızın portresi.'Sophokles ya da Aiskhylos Volk'un önünde tüm şiirlerinin en derin anlamlılarını sahneliyor ve anlaşılacağından da en ufak bir kuşku duymuyorlardı.'Wagner'in sözleri bunlar.21.asırda zirvesini yapan dünya gör(emeyiş)ünün ilk kıvılcımlarını gören büyük sanatkarlar belirtiyorlardı endişelerini.Her ne kadar Nietzsche Zerdüşt hakkında 'hiç kimse için' bir kitap ibaresini eklese de sanat eserinin anlaşılırlığı ve takdir edilmesinin önemini göz ardı etmemek gerek.(Divan şiirinde bu hususların etkisini Halil İnalcık,Şair ve Patron kitabında inceliyor,tavsiye ederim)Bu asırda ise istenilmeyen bir mefhuma dönüşmüş,yani aslında manasını yitirmiş, çalışma kültürü dolayısıyla azalan boş zamanlar,kütlesi arttıkça kendisini daha hızlı tüketen yıldızlar gibi 'artan istenilmeyen zaman' tarafından tüketiliyor.'Kendime vaktim yok.' sözü yükseliyor her güne 24 saat ile başlayan insanların ağzından.Peki bu neyi doğurur?Spinoza,düşüncenin kısıtlanmasının riyakarlığını doğuracağını söyler,kişinin kendine ait olan zamanını kendi isteği doğrultusunda kullanamaması ise Sisifos sendromunu doğurur.Gönülsüz işçiler...Özgürlük sadece oy kullanabilmek,sokakta köpek gezdirebilmek,gece yarısı dolaşabilmek,mini etek giyip rock dinlemek değildir.Özgürlük bireyin zihinsel ve zamansal bağımsızlığı ile desteklenmediği sürece manasını yitirir.Zihnini bağımsızlaştıramayan,putlara taptığının farkına varamaz.Zamana sahip olmayan ise kolay kolay zihnini bağımsızlaştıramaz. Sınırsız bir döngü. Germinal'de bahsedilen,tüm günün madende çalışarak geçirdikten sonra kalan kısacık zamanında bira içen işçiler bize çok uzak ve onlara uygulananlar da insanlık dışı gelebilir.Fakat soğuk bira ve kasvetli meyhane yerine sıcak,danslı,müzikli bir bar ortamı yahut televizyonun karşısında hayatından bezmiş halde oturan bir adam getirirseniz pek bir şey değişmeyecektir.Elbette fizyolojik açıdan rahatladık,artık 18 saat yerine 8 saat çalışıyoruz ve bunun 3 4 saate kadar düşmesi bile söz konusu olabilir.Fakat zihin,kendisine ödev verilmediği sürece aynı boşlukta.Meşgul edilmediği sürece aynı kendini tüketme evresinde. Dostoyevski 'insan diye geçirdim aklımdan,doğanın bu kralı,ufacık karaciğerine böylesine mi bağımlı' der. 18 saat madende çalışan bir insan muhtemelen vücudunun her bölgesine sızıdan ve acıdan mamul zincirlerle bağımlıdır fakat,günümüz insanı için durum pek farklı değil ne yazık ki.Kalan 10 saat,fazladan 4 5 saat uyumakla ve çağımızla beraber gelen unsurlarla geçiyor.Burada kendimi alıntılamak isterim:Her çağ,kendi hastalığıyla gelir.Bu çağın hastalığı spontane gelişmedi;ihtiyaçları,boş zamanları doldurdu.Felsefe sıkıntıdır derler,sıkıntı ise mekanik ve rutin 21.yüzyıl sistematiğinde üzerine farmakolojik yöntemlerle ilaçlar boşaltılması gereken bir kirliliktir.Ne hoş değil mi?Bizi saran sorunları birer birer öldüren 'şekerbirader'.1984'teki gibi bir distopyada yaşadığımızı iddia etmiyorum,mümkün de değil,lakin bu Winston'ların olmaması için bir gerekçe değildir.Her neyse.
Yüzyılın dinamikleri yüzyıllar boyunca konuşulur. Önemli olan O'nu yaşarken anlayabilmektir.Zira çizilecek kurtuluş doktrini zamandan ve mekandan bağımsız değildir. Kur'an'ın Arapça indirilmesi buna iyi bir örnektir.Ayrıca,her yüzyıl hastalık getirdiği gibi,değişen dünya ile çeşitli estetik yargılar da getirir.Üzülerek söylemeliyim ki,çağımızın bir yargısı var fakat başına estetik lafzını getirmek mümkün değil.Bu bir genelleme değildir,yargıya ve üretime ret de değildir. Fakat 'genel'in düşüncesi,yüzyıllar sonra çağımızın dinamiği olarak nitelendirilecekse geleceğin iyi tarihçileri bu çağı karanlık bir çağ olarak nitelendirmekte çekinmeyeceklerdir.Geçiş çağındayız fakat ancak sıradan başka bir geçiş çağına...Nietzsche 'her yana düşmüyor muyuz' diye haykırıyordu 133 yıl önce.O'nu çok az kişi duyabildi.Meriç'in St.Simon için söylediği 'çöl vaizi' olarak kaldı yıllarca.Modern kültürün kutsallığının yitimi,daha doğrusu kutsallıkla alakası olmayan bir görüşler dizisinin benimsenmesi estetik yargılarımızın birer birer yıkımına neden olmaktadır diye düşünüyorum.Bu iş,artikel kullanmayan genç Almanların yahut aruz kullanmayıp serbestle yazan genç Türk şairlerin yaptığı devrimden çok farklıdır.Çağımızı anlamak ve aşabilmek(ikinci birinciye bağlıdır) için bu meseleleri tartışalım.Hasır altı edildikçe,üzerinde oturacak bir hasırımızın kalmayacağı düşüncesiyle ürperelim!
Not:
Şekerbirader tanımı için sevgili arkadaşım Osman Kaan Demirbaş'a teşekkürler.
Not2:
Baştaki yazı,Bu Ülke kitabındadır.Herkese şiddetle tavsiye edilir.
Not3:
Wagner'den alıntı Wagner on Drama and Music kitabında geçmektedir.
Not4:
Dostoyevski'den alıntı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları kitabındandır.
Not5:Nietzsche'den yapılan alıntı Şen Bilim kitabında geçmektedir.
Cemil Meriç
Meriç,yine büyük bir hakikate parmak basıyor.Sanatın ve bilginin maddeleşmesinden, kağıtlaşmasından ve en nihayetinde popülerleşmesinden ustaca yakınıyor. Ne çok benziyor bu serzenişler Wagner'inkine.Estetiğin düşmesinden bahseden Wagner'inkine. İnsanların işlerinde geçirdikleri süre arttıkça,makine dönüp saatler birer birer hiçlik çemberinde eridikçe geriye kalan kendini eğlenmekle geçiren halk doğuyor.Hep beraber tragedyayı izleyen halkla kesişmiyor çağımızın portresi.'Sophokles ya da Aiskhylos Volk'un önünde tüm şiirlerinin en derin anlamlılarını sahneliyor ve anlaşılacağından da en ufak bir kuşku duymuyorlardı.'Wagner'in sözleri bunlar.21.asırda zirvesini yapan dünya gör(emeyiş)ünün ilk kıvılcımlarını gören büyük sanatkarlar belirtiyorlardı endişelerini.Her ne kadar Nietzsche Zerdüşt hakkında 'hiç kimse için' bir kitap ibaresini eklese de sanat eserinin anlaşılırlığı ve takdir edilmesinin önemini göz ardı etmemek gerek.(Divan şiirinde bu hususların etkisini Halil İnalcık,Şair ve Patron kitabında inceliyor,tavsiye ederim)Bu asırda ise istenilmeyen bir mefhuma dönüşmüş,yani aslında manasını yitirmiş, çalışma kültürü dolayısıyla azalan boş zamanlar,kütlesi arttıkça kendisini daha hızlı tüketen yıldızlar gibi 'artan istenilmeyen zaman' tarafından tüketiliyor.'Kendime vaktim yok.' sözü yükseliyor her güne 24 saat ile başlayan insanların ağzından.Peki bu neyi doğurur?Spinoza,düşüncenin kısıtlanmasının riyakarlığını doğuracağını söyler,kişinin kendine ait olan zamanını kendi isteği doğrultusunda kullanamaması ise Sisifos sendromunu doğurur.Gönülsüz işçiler...Özgürlük sadece oy kullanabilmek,sokakta köpek gezdirebilmek,gece yarısı dolaşabilmek,mini etek giyip rock dinlemek değildir.Özgürlük bireyin zihinsel ve zamansal bağımsızlığı ile desteklenmediği sürece manasını yitirir.Zihnini bağımsızlaştıramayan,putlara taptığının farkına varamaz.Zamana sahip olmayan ise kolay kolay zihnini bağımsızlaştıramaz. Sınırsız bir döngü. Germinal'de bahsedilen,tüm günün madende çalışarak geçirdikten sonra kalan kısacık zamanında bira içen işçiler bize çok uzak ve onlara uygulananlar da insanlık dışı gelebilir.Fakat soğuk bira ve kasvetli meyhane yerine sıcak,danslı,müzikli bir bar ortamı yahut televizyonun karşısında hayatından bezmiş halde oturan bir adam getirirseniz pek bir şey değişmeyecektir.Elbette fizyolojik açıdan rahatladık,artık 18 saat yerine 8 saat çalışıyoruz ve bunun 3 4 saate kadar düşmesi bile söz konusu olabilir.Fakat zihin,kendisine ödev verilmediği sürece aynı boşlukta.Meşgul edilmediği sürece aynı kendini tüketme evresinde. Dostoyevski 'insan diye geçirdim aklımdan,doğanın bu kralı,ufacık karaciğerine böylesine mi bağımlı' der. 18 saat madende çalışan bir insan muhtemelen vücudunun her bölgesine sızıdan ve acıdan mamul zincirlerle bağımlıdır fakat,günümüz insanı için durum pek farklı değil ne yazık ki.Kalan 10 saat,fazladan 4 5 saat uyumakla ve çağımızla beraber gelen unsurlarla geçiyor.Burada kendimi alıntılamak isterim:Her çağ,kendi hastalığıyla gelir.Bu çağın hastalığı spontane gelişmedi;ihtiyaçları,boş zamanları doldurdu.Felsefe sıkıntıdır derler,sıkıntı ise mekanik ve rutin 21.yüzyıl sistematiğinde üzerine farmakolojik yöntemlerle ilaçlar boşaltılması gereken bir kirliliktir.Ne hoş değil mi?Bizi saran sorunları birer birer öldüren 'şekerbirader'.1984'teki gibi bir distopyada yaşadığımızı iddia etmiyorum,mümkün de değil,lakin bu Winston'ların olmaması için bir gerekçe değildir.Her neyse.
Yüzyılın dinamikleri yüzyıllar boyunca konuşulur. Önemli olan O'nu yaşarken anlayabilmektir.Zira çizilecek kurtuluş doktrini zamandan ve mekandan bağımsız değildir. Kur'an'ın Arapça indirilmesi buna iyi bir örnektir.Ayrıca,her yüzyıl hastalık getirdiği gibi,değişen dünya ile çeşitli estetik yargılar da getirir.Üzülerek söylemeliyim ki,çağımızın bir yargısı var fakat başına estetik lafzını getirmek mümkün değil.Bu bir genelleme değildir,yargıya ve üretime ret de değildir. Fakat 'genel'in düşüncesi,yüzyıllar sonra çağımızın dinamiği olarak nitelendirilecekse geleceğin iyi tarihçileri bu çağı karanlık bir çağ olarak nitelendirmekte çekinmeyeceklerdir.Geçiş çağındayız fakat ancak sıradan başka bir geçiş çağına...Nietzsche 'her yana düşmüyor muyuz' diye haykırıyordu 133 yıl önce.O'nu çok az kişi duyabildi.Meriç'in St.Simon için söylediği 'çöl vaizi' olarak kaldı yıllarca.Modern kültürün kutsallığının yitimi,daha doğrusu kutsallıkla alakası olmayan bir görüşler dizisinin benimsenmesi estetik yargılarımızın birer birer yıkımına neden olmaktadır diye düşünüyorum.Bu iş,artikel kullanmayan genç Almanların yahut aruz kullanmayıp serbestle yazan genç Türk şairlerin yaptığı devrimden çok farklıdır.Çağımızı anlamak ve aşabilmek(ikinci birinciye bağlıdır) için bu meseleleri tartışalım.Hasır altı edildikçe,üzerinde oturacak bir hasırımızın kalmayacağı düşüncesiyle ürperelim!
Not:
Şekerbirader tanımı için sevgili arkadaşım Osman Kaan Demirbaş'a teşekkürler.
Not2:
Baştaki yazı,Bu Ülke kitabındadır.Herkese şiddetle tavsiye edilir.
Not3:
Wagner'den alıntı Wagner on Drama and Music kitabında geçmektedir.
Not4:
Dostoyevski'den alıntı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları kitabındandır.
Not5:Nietzsche'den yapılan alıntı Şen Bilim kitabında geçmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder