Bir Davranış ve Bir Dava
Bugün sanığı savunmak için buradayım ve davaya kabulüm için gerekli işlemleri yapan herkese teşekkür ederek sözlerime başlıyorum. Bugün burada bulunan herkes,bu davanın ilginçliğinden etkilenmiştir. Ne de az sineye çekme gözükür sahiden,ne az kabullenme girmiştir sanığın ruhuna.Hayır,bu sıra dışı bir durum olduğu için reddediyorum kurallar çerçevesinde konuşmayı,reddediyorum aktörlüğü.Sözlerim ezberimden değil zihnimin ve ruhumun kesiştiği bölgeden geliyor.Bu dava yalnızca tek değildir son zamanların mahkemelerinde,aynı zamanda insan doğasına yönelik müthiş bir keşif alanı,romanlarda yahut heyecanlı şairlerin satır aralarında gözlemlenecek bir olaydır.Sahi nedir bu dava?Neden bu kadar yüceltiyorum onu?Yoksa bir hile mi gezinmektedir aklımda,yüce tinli bir davranış sergilendi diye yok mu saymaya çalışıyorum yasaları?Ayrıca kim söylemiş hareketinin yüce olduğunu?En iyisi tanıyalım önce sanığımızı,size garanti verebilirim ki bir kez bile görmemiştim onu bu davadan önce.Ama duymamla beraber heyecanlandım,bir hırsız değildi bu sefer suçlu yahut şüpheli bir intihar da yoktu ortada.Davayı duyar duymaz başladım araştırmalarıma ve ilk öğrendiğim yurt dışında yaşayan bir kız kardeşi dışında bir ailesi olmadığıydı.Diğer bilgi ise son 12 yıldır otobüs şoförü olmasıydı.Yaşı gençti henüz,35 yaşına girmişti bu olay yaşanmadan önceki gün.Bunlar önem sıralamasında başı çekmeyen bilgilerdi zira olayı ilk duyduğumda bunları öğrenmiştim zaten. Araştırmalarım sürerken bir arkadaşına rastladım sanığın,liseden beri tanışıklığını sürdürdüğü bir doktormuş bu arkadaşı.Onunla olan sohbetim bu davayı yürütmem için gerekli olan birçok hazine niteliğindeki bilginin kaynağıydı aslında.Kalabalık bir çay evine oturduktan sonra sohbete başladık.O mesleğinden bahsederken benim aklımda soracağım soruların bin bir tanesi öne atılıyordu ve ben de hangisini seçsem diye düşünürken dinliyormuş gibi gözüküyordum.Dinlediğimi görünce bir miktar daha şevkle anlatmaya başlayınca mecburen aklıma gelen ilk soruyu sormak zorunda kaldım:'Lise yıllarında nasıl biriydi?'Aldığım cevaplar öylesine şaşırtıcıydı ki birçok şeyi anladım ya da öyle düşündüm.Gelen cevabı şöyle özetleyeceğim:'Lise yıllarında çok iyi okurdu. Hayranı olduğu yazarlar arasında Dostoyevski,Nietzsche,Tolstoy gibi benim de tanıdığım büyük klasik yazarları başı çekerdi.Arkadaş çevresine pek girmezdi.Sıklıkla bana,zira tek yakın arkadaşı bendim,gerçek dostluk isteğinden bahseder ve ruhunu teklifsizce açabileceği,maskesiz bir dostluk hayallerinden bahsederdi.Yalnız olduğunu düşünürdü ve arayıştaydı.'Burada bazılarınızın aklına sanığın mesleği gelip birtakım çıkarımlarda bulunabilirsiniz,bulunmayın.Zira,devamından bihabersiniz.Arkadaşı şöyle devam etti:'Bu arada,babasını 3 yaşında kaybettiğini ve kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi ve annesiyle büyüdüğünü biliyorsunuzdur.'Bunun öneminin farkına o an vardım.Kendimi determinist bir filozof insanı ise yalnız olayların etkisinde çeşitli şekillerde değişen bir makine olarak tanımlamadığım için hüküm vermekte acele etmiyordum yine de.'Okumayı sürdürüyor ve derslerini iyi tutuyordu lakin inanılması güç bir karamsarlığı vardı.Biz ona,okuduklarından çok etkileniyorsun,az oku derken bize ancak sinirli ufak bakışlar bırakıyor ve yaptığı işi sürdürüyordu.'Burada aklıma elbette Nietzsche'ye verilen 'daha az zeki ol ki iyileşesin.' minvalindeki öğüt geliyordu aklıma.Arkadaşı devam ediyordu:'Boş zamanlarında,çalışan annesine yardım etmek için kitapçılar gibi çeşitli esnaflarda çalışırdı.Garip bir dehasının olduğunu keşfetmem ise lise son sınıfa rastlar.Edebiyat hocasının verdiği kitap özeti görevinde kendisine Gurur ve Ön yargı kitabını almış ve bu özeti şiirle yazmıştı.Ben o dönemlerde şiirle bir miktar ilgili olduğum için bu eserin ihtişamının farkına daha iyi varmıştım.O günden beri müthiş bir saygı duyarım ona.'Bir miktar duraksamadan sonra sözüne devam etti arkadaşı.'Her şeyin değişimi annesini kaybetmesiyle başladı..Lise son sınıfta iken oldu bu olay ve O,bir daha okula devam edemedi.Öğrendiğime göre bir kitapçıda tam zamanlı işe girmişti ve sabahın ilk ışıklarıyla başladığı işini gecenin son saatlerinde ancak terk ediyordu.Popüler ve saygın bir kitapçı olduğu için çok ziyaretçisi olan bu yerde,gelenlerle ilgileniyor ve isteklerini yerine getiriyordu onların.Kitap tavsiyeleri veriyordu mesela.Burada 3 yıl çalıştı.Yaşı 22 olduğunda ise kız kardeşi üniversiteyi kazanmıştı ve artık yalnız kalmıştı babasının evinde.'Size adeta bir romandan bahsettiğimin farkındayım,fedakar bir ağabey çarpıyor gözümüze ve bir de yeterince dikkatliyseniz eğitimine devam edememiş bir deha.Aydınlanmamış onlarca biyografik nokta var,nedir bu adamın eğitimine yirmi ikisinden sonra devamına engel olan şey?Bir mahkemede olduğumuzun ve ancak ve ancak bir avukat olduğumun farkındayım. Etikal değerlendirmeler yahut açımlamalar yapmayacağım,mümkün olduğu kadar psikanalize girmemeye çalışacağım.Sanıkla hiçbir özel bağımın olmadığını söylemiştim.Her neyse.
Sanığın hayat öyküsünü bitirmemize çok az kaldı,işlenen 'suç'u anlamak için bir miktar daha bilgiye ihtiyacımız olabilir.Arkadaşının sözlerinden aktarmaya devam ediyorum:'23 yaşına geldiğinde kitapçı kapandı ve işsiz,güçsüz,kırgın ve karamsarlığı had safhada bir haldeydi.Çevresinde arkadaş olarak,daha doğrusu insan olarak sadece ben vardım,kız kardeşine para göndermek zorundaydı.Çalışmak zorundaydı,çalışacaktı ama okumaktan başını kaldırdığı da yoktu bu zamanlarda.Kendini avutmak yerine yarasını daha da derinleştirecek ne varsa alıp okuyordu.Ne zaman babalarından kalma ve kasvetli haliyle içleri ürperten evlerine gitsem gözlerini hafif buğulu ve evi dağınık görürdüm.Sağa sola saçılmış onlarca kitap ona kitapçıdan kalma hediyelerdi.Dağılan kitabevi,emeklerinin karşılığında ona birçok kitap bırakmıştı .Ayrıca bazen saatlerce ek mesai yaparak ücret almayıp kitap aldığı da olurdu.Bir gün yine onu ziyarete gitmiş,çay içerken derin bir sohbete dalmıştık.daha sonra o,tuvalet için izin isteyip kalktıktan sonra köşedeki büyük çalışma masasının üstündeki deftere gözüm çarptı.İlk sayfayı çevirince kırmızı kalemle zarif bir şekilde yazılmış şu mısralar çarptı gözüme:
Sanığın hayat öyküsünü bitirmemize çok az kaldı,işlenen 'suç'u anlamak için bir miktar daha bilgiye ihtiyacımız olabilir.Arkadaşının sözlerinden aktarmaya devam ediyorum:'23 yaşına geldiğinde kitapçı kapandı ve işsiz,güçsüz,kırgın ve karamsarlığı had safhada bir haldeydi.Çevresinde arkadaş olarak,daha doğrusu insan olarak sadece ben vardım,kız kardeşine para göndermek zorundaydı.Çalışmak zorundaydı,çalışacaktı ama okumaktan başını kaldırdığı da yoktu bu zamanlarda.Kendini avutmak yerine yarasını daha da derinleştirecek ne varsa alıp okuyordu.Ne zaman babalarından kalma ve kasvetli haliyle içleri ürperten evlerine gitsem gözlerini hafif buğulu ve evi dağınık görürdüm.Sağa sola saçılmış onlarca kitap ona kitapçıdan kalma hediyelerdi.Dağılan kitabevi,emeklerinin karşılığında ona birçok kitap bırakmıştı .Ayrıca bazen saatlerce ek mesai yaparak ücret almayıp kitap aldığı da olurdu.Bir gün yine onu ziyarete gitmiş,çay içerken derin bir sohbete dalmıştık.daha sonra o,tuvalet için izin isteyip kalktıktan sonra köşedeki büyük çalışma masasının üstündeki deftere gözüm çarptı.İlk sayfayı çevirince kırmızı kalemle zarif bir şekilde yazılmış şu mısralar çarptı gözüme:
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Not:Bu deneme,ilginç bir davanın,yaşlı ve tecrübeli bir filozof-avukat tarafından yorumlanmasıdır.
Allah izin verirse devamını yazarak zamanla bu blog'a eklemeye çalışacağım ve yukarıda okuduğunuz kısım,bunun ilk parçasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder