Frankl ve Yahudi Soykırımının Derinlemesine İncelenmesi
►
►Bilinen tarihin ilk devirlerinden beri insan,gelişime açık bir varlıktır.Gelişmeye,değişmeye ve bilmeye.
►İlk insan ilkeldir veya Tanrı ona ruh üflemiştir görüşlerinden hangisini alırsak alalım,tarih boyunca Aristo’nun ‘insan doğası gereği bilmek ister.’ sözü her daim gerçekliğini ispatlamıştır.
►Fakat bu bilme isteği,yanında birtakım sorumluluklar ve arayışlar getirmiş;insan neyi neden ve nasıl bilmesi gerektiğini aramaya devam etmiştir.
►Bu arayış çeşitli olguları doğurmuş,sanattan bilime birçok insani faaliyetin temel kaynağı olmuştur.Ve bu arayışların belki de en önemlisi,insanın ‘neden’ sorusudur.
►Logos spermaticos diye bir kavram vardır,gebe bırakan söz manasında.Hakikat arayışında insanın tecessüsünü neden sorusu gebe bırakmış,ortaya çıkan sonuçlar medeniyet dediğimiz müphem kavramı doğurmuştur.
►Neden sorusu,nedenlere sebebiyet vermiş;insanlar bazen avunmak bazense direnmek için kendilerine anlamlar inşa etmişlerdir.
►Bu anlam arayışında bir isim,arayışı şifa kaynağı göstermesi hasebiyle ün kazanmış,kendisi Freud ve Adler’den sonra gelen üçüncü büyük psikanalist olma namıyla tanınmıştır.Fakat hayatının tamamını aynı şehirde geçirmiş ve ekstrem koşullara ancak kendi isteğiyle atılmış Freud’a nazaran Frankl,hayat hikayesiyle de mana yolunda yaşadığını göstermiştir.
►Bu bakımdan yazı iki kısımdan oluşacak,birinci bölüm Frankl’ın hayat hikayesine paralel olarak Nazi soykırımını irdelerken ikinci bölüm kısa bir psikanaliz tarihi ile logoterapi üzerine olacak.
Victor Frankl
►Elimizde ilk çocukluğuna dair fazla bilgi olmasa da,kişinin dış kabuğu olan bazı bilgilerinden haberdarız.Viyana’da 1905’te doğan Frankl,91 yıllık uzun bir hayatın ardından Viyana’da öldü.Daha ilk çocukluk yaşlarından itibaren heyecanlı bir psikolog,iyi bir gözlemciydi.
►İlk çocukluk yıllarına dair en belirgin husus,16 yaşında Freud’a yazdığı ve Freud’un hayran kaldığı mektup.Mektubun kendisini ve muhtevasını bilmesem de şöhretin zirvesinde olan Freud’u etkilemesi ve bunu böyle bir yaşta başarmasının Frankl’ın ilk hayatı hakkında iyi bir ön izlenim vereceği kanısındayım.
►
1921’de okulunda Hayatın Anlamı Üzerine adlı bir konferans veren Frankl,anlam yolculuğuna erken yaşta yolcu olanlardan biriydi.Hayatın farkına henüz yeni varıldığı ergenlik çağında arayışta olması,ileride umudunu kaybetmemesinin başlıca nedenlerinden olsa gerek.
►Üniversite yıllarında sosyalist olan Frankl,politikayla da yakından ilgileniyordu.Yalnızca bireyin değil,toplumun da değişmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyordu.
►Frankl’ın üniversitede olduğu yıllarda Viyana Üniversitesi’nin mezun verdiği her senede birkaç intihar gerçekleşiyordu.Kendi yaşam anlayışının zıt kutbunda yer alan intihara karşı yaptığı çalışmalarla üniversitedeki intihar oranlarını 0’a yaklaştırdı,hatta birkaç sene intihar edenin olmadığı gruplar mezun oldu.Henüz yirmili yaşlarının başlarında olan Frankl için,gelecek ziyadesiyle parlak gözüküyordu.
►1933-1937 arasında binlerce kadını intihar düşüncelerinden arındırdıktan sonra,1937’de kendi kliniğini kurdu ve logoterapinin temellerini atmaya başladı.
►Fakat bir sene sonra Nazilerin Avusturya’ya girmesiyle her şey değişecekti.
►Nazilerin Yahudi karşıtı eylemleri sonucu poliniği kapatılan Frankl,yahudilerin çalışmasına izin verilen tek yerde,Rotschild Hastane’sinde çalışmaya başladı.
►Orada çalışırken Avrupa’daki Yahudilerin bulunduğu berbat koşulları araştırdı ve Amerika’ya ilhakını talep etti.
►Kendisine vize çıkmıştı,yalnızca kendisine.Ailesine de çıkmadığı ve onları yalnız bırakmak istemediği için Avusturya’da kaldı.Hem de toplama kampına gönderileceğini bile bile.
►1941’de ilk karısı olan Tilly ile evlendi.
Tilly hamile kalmış olsa da Yahudi kadınların doğum yapmasına izin verilmediği için zorla kürtaja maruz bırakıldı.
1942’de tüm ailesiyle beraber tutuklandı ve Çekoslavakya’daki Theresienstadt toplama kampına gönderildiler.Frankl,annesi ve karısı bu cehennemden sağ çıksalar da babası geçen 6 ayın ardından vefat etti.
1944’de Frankl ve annesi Auschwitz’e gönderilirken karısı kalacaktı.Fakat o da gönderilmeyi talep etti ve üçlü,toplama kamplarının en büyüğüne gönderildiler.
Bu noktadan sonra bir miktar,Yahudi soykırımı üzerinde durmak istiyorum zira Frankl dahil olmak üzere milyonlarca insanın hayatını kökten değiştirecek bir olayı detaylıca incelemek gerekir diye düşünüyorum.
►Auschwitz Toplama Kamp’ına getirilmiş 1.3 milyon insanın 1.1 milyonu öldü.Kalanlar ise gerek zihinsel,gerek bedensel olağandışı problemlerle yaşamlarını sürdürdüler.Girmeden önceki kendilerinden tamamen koparılmış bir halde oradan çıktılar.
►İnsanlar buraya ilk getirildiklerinde uzunca sıralar halinde dizilmeleri söylenir.Sıraya giren mahkumlar önce bir doktor tarafından gözlenirler.Doktorların sağ ve sol diye yönlendirdiği mahkumların bir kısmı doğrudan ölüme,gaz çemberi ve krematoryumlara,diğer kısmı ise yavaş ölüme,tüm şartlarıyla toplama kampı, mahkum edilir.
►İlk elemeyi geçemeyenler genel olarak fiziksel manada yetersiz insanlardı.Yani tüm yaşlılar ve çocuklar.Ayrıca zayıflar,şişmanlar,vücudunda hastalık veya kırık çıkık olanlar…Bunların tamamı gaz çemberlerine gönderilir ve ölene kadar geçen 20 dakikada çığlıklar eşliğinde çıldırana kadar acı çekerlerdi.
►Bugün Auschwitz müzesinde ölenlerin saçları,gözlükleri,takma dişleri,protez el ve ayakları,çantaları sergilenmektedir.İnsan yağından sabun,derisinden çanta ve çizme yapılması için malzeme toplanan bu kampta yakılamayan,çünkü çok fazla ölü vardı,ölüler toprağa gömüldüler.Rus askerlerinin kampı özgür bırakması sonrasında yapılan kazılarda binlerce insanın henüz çürümemiş çıplak bedenleri,kıyafetleri alınmıştı,toprak altından çıkarıldı.
►İlk aşamayı geçenler,barakalara sürülürlerdi ve hepsi fiziksel güçlerinin tamamı sömürülünceye kadar çalıştırılırlardı.
►Günde üç öğün yemek verilen kampta ilk öğün yarım litre kahve,bazen çay,ikinci öğün 300 gram siyah ekmek ile sulandırılmış ve pişmemiş çorba,üçüncü öğün 25 gramlık sosis veya peynirdi.
►Mahkumların yaşadığı en büyük problem açlıktı ve sağ kalan tutukluların tamamı açlığın insanı hayvanlaştırdığı ve düşünmesine engel olduğu minvalinde açıklamalar yaptılar.
►Bu kadar düşük besin miktarının yanı sıra,insanlara verilen kıyafet ancak yaz günlerinde çıplaklığı engellemek için giyilen şekildeydi.Ve bu gömlekler 6 ayda bir değişirdi.
►Frankl’ın kitapta bahsettiği rayları döşemek,barakalar inşa etmek ve yıkılan binaları tamir etmek gibi işlerin tamamı Yahudiler tarafından yapılır,kendilerini öldürecek makinelerin kendileri tarafından yapılması sonucu zihinsel buhranlar doğardı.
►Auschwitz’in ve diğer tüm kampların girişinde yer alan Arbeit Macht Frei sözü çalışmak özgür kılar anlamına gelir ve Yahudilerin ancak çalışarak hayatta kalabilecekleri özenle vurgulanırdı.Ayrıca SS askerleri Yahudilere buradan asla kurtulamayacakları ve çalışmanın ancak hayatta kalmak anlamına geleceği yönünde telkinleri sonucu birçok Yahudi dikenli tellere koşarak kendi hayatlarına son verirdi.
►Bu insanların birçoğu ağır çalışma koşulları altında öldüler.Kimi binlerce insanın kullandığı tuvaletleri temizlemeye çalışırken,kimi kendi ağırlığının üstünde bir kütüğü taşırken altında kalarak,kimi dondurucu soğukta ayakkabısız kazı yaparken son nefeslerini verdiler.
►İnsanların burada yaşadıkları psikolojik nevrozu en iyi Sisifos ve meşhur kayası özetler zannımca.Sisifos,işlediği bir suç yüzünden Tanrılar tarafından bir kayayı devamlı olarak yüksek bir tepenin üzerine çıkarıp geri atması ve buna ömür boyu devam etmesi ile cezalandırılır.Tanrılara göre insana verilebilecek en büyük ceza onu manasız bir işte çalıştırmaktır.
►Auschwitz yalnızca çalıştırılmanın ve aç bırakılmanın kiri ile kirlense bu denli büyük bir nefretle anılmayacaktı belki.Zira SS’ler yalnız gaz çemberi,ölü yakma,aç bırakma,kıyafetsiz bırakma gibi işkencelerle yetinmediler.
►30 Haziran 1943’te Auschwitz’de bir genelev açıldı.Kadın mahkumların zorla çalıştırıldığı bu yerlerde hizmetten yalnızca Kapolar ve SS askerleri faydalanabiliyordu.Tüm kamplardaki genelevlerde toplamda en az 34.140 kadın çalıştırıldı ve bu işin yalnızca resmi kısmıydı.Hamile kalan kadınlar kürtaja zorlanıyor,hastalanan kadınlar öldürülüyorlardı.
►İnsan bu süreçte bir neden sorusu arayabilir.Bunlar neden yaşandı şeklinde.Buna cevabı en iyi Auschwitz’de çalışan SS doktoru Fritz Klein verebilir:
Kendisine sorulan Hipokrat yemini hayatı korumanızı gerektirmiyor muydu,sorusuna verdiği şu cevap her şeyi özetler:
Evet,ben bir doktorum ve hayat kurtarmak isterim ve insan hayatına saygımdan dolayı kangrenli bir organı insan vücudundan çıkarırım.Yahudiler insanlığın vücudundaki kangrenli taraflardır.
►Frankl’ın bahsettiği kampa gelenlerin duygusal evrelerin ilki Şok evresidir.
►Kişi annesini,babasını,arkadaşlarını aniden kaybetmesiyle olağanüstü bir depresyon haline girer.Hayat manasını yitirir,ilk intiharlar bu evrede gerçekleşir.Fakat çoğunlukla bu şok o kadar büyüktür ki kişi intihar edemeyecek kadar,yani kendi hayatına dair bir karar veremeyecek kadar,hayattan soyutlanır ve ikinci evre olan ‘apati’(duyu yitimi)ye geçer.Bu evre,kişinin aslında kendi insanlığından ayrıldığı ve adeta kendini bir kılıfla çevirip tüm duygularını o kılıf ile hasır altı ettiği bir hastalıktır.Günlük yaşamda karşılaşılan hiçbir husus kişinin ilgisini cezbetmez,Dostoyevski’nin tabiriyle kişi mutsuzluktan bir canavara dönüşmüştür.
►Apatiden biraz daha bahsetmem gerektiği düşüncesindeyim,zira mahkumların ilk birkaç gün dışında salıverilene kadar yaşadığı psikolojik nevrozun,kısacası hayat aynalarına sürülmüş efsunlu lekenin genel adıdır apati.
►Psikologlara göre bu hastalık için sorulacak sorular şunlardır:Bir zamanlar sevdiğiniz şeylere karşı ilginizi kaybettiniz mi?Eskiden sahip olduğunuz iradeyi ve tepkileri özlüyor musunuz?
►Apati genelde büyük bir travma sonucu başlar ve kişinin bilinçaltından bilincine fışkıran olaylar,anılar,düşünceler olağandışı bir kitlenme oluşturur.Bu kitlenme ve sıkışma sonucu irade zarar görür,kişi kendi iradesini ve hissiyatını kullanamayacak hale gelir.Fakat bu Apati’nin tıbbi anlatımıdır.
►Toplama kampında yaşayan insanlarda da büyük bir travma yani şok evresi sonucu çıksa da her şeye karşı duyulan yoğun tiksinti ve nefret belirli bir süre sonra(ki duyular normalin çok üstünde çalıştığı için)alışılmış durum haline dönüşür.Kişinin hayata baktığı prizma tamamen evrilir,anormallik normalliğe dönüşür ve hastalık başlar.İnsan dışkısına bulanmış bir halde uykuya devam etme,bir ölünün üzerine oturarak çay içme gibi normal bir insanın asla katlanamayacağı durumlar normallik haline geldiği için kişi bunları yapmada sorun görmez.Apati,insanın kendini koruması için aldığı önlemlerin en büyüğüdür.Anormal bir duruma verilen tepkinin anormal olmasının normal olduğunun kabulu,apatiyi açıklamakta yeterlidir.
►Kampta yaşayan tutukluların duyusuz varlıklara dönüşmesi içlerindeki sadist dürtülerin açığa çıkmasına mahal verebilir.Ve bu sadizm genelde Kapolar’da belirginleşir.
►Ölülerin gömülmesi ve mahkumların dövülmesi gibi tamamen hayvani faaliyetlerde Kapolar çalıştığı için birçoğu belirli bir süre sonra tamamen hayvanlaşıyordu.
►Ayrıca Kapo olmak kıyafet odalarına,genelevlere,tütüne ve fazladan yemeğe erişime imkan sağladığı için insanlar kendi arkadaşlarına zulmetme pahasına Kapo seçimi için gönüllü oluyorlardı.
►İnsanın aklına doğal olarak bir fert buradan nasıl sağ çıkabilir sorusu gelebilir.
►Bunu karşılayacak cevapları Frankl ziyadesiyle verdiği için sözü ona bırakıyorum:
►‘İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir.Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın kısa bir an için de olsa sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım.’
►Sevgi ile beraber,kişinin zinde kalmak için kendisine amaçlar edinmesi gerektiğini söyleyen Frankl,yaşanan her şeyde bir anlam bulmadan hayatta kalmanın mümkün olmadığını savunur.Anlam bulmak için sürekli mücadele ederek nihai bir dayanma sınırı çizilebilir diyor aslında Frankl.Ve bu dayanma sınırına kader dışında hiçbir varlık karışamaz.
►
Naziler,hüküm sürdükleri yıllarda olağanüstü bir sanayi gücü geliştirmişler,Avrupa’nın neredeyse tamamını işgal etmişlerdi.Var olmuş en güçlü devletlerden biri olan bu yapılanmanın 1933-1939 arasında insan gücü olarak Yahudileri ve kendilerine düşman olan Almanları sömürdükleri bilinmektedir.
►Fakat ne herhangi bir din,ne de herhangi bir ideoloji toplama kamplarını,gaz çemberlerini,krematoryumları,kamplarda yapılan deneyleri aklayamaz.
►Bütün dini inanışların temelinde yatan ‘öldürmeyeceksin’ ilkesi hunharca çiğnenirken bu yalnızca öldürme yoluyla değil,vahşet yoluyla da olmuştur.Josef Mengele gibi kamp doktorlarının faaliyetleri bunu göstermektedir.
►Bugün insanlık medyaya bariz bir şekilde yansımayıp üzerine belgeseller çekilmese de hala katliama uğruyor.Afrika’da çocuklar hala köle gibi çalıştırılıyor,Suriye’de ve Irak’ta kitlesel imha faaliyetleri yönetiliyor.Hala din ve inanış özgürlüğü sağlanmış değil,insan hakları yazılı maddelerde kalmaya devam ediyor.UNICEF raporlarına göre 2017’de Afrika’da 3.150.000 çocuk öldü.Bu ölümlerin çok büyük bir çoğunluğu gelir dağılımının adaletsizliğinden,yiyecek ekmek ve içecek su bulamamaktan.Nazilerin Yahudiler’e yaptıklarını böylesine göz önünde bulunduran ve her fırsatta hatırlatan organizasyon ve örgütlerin şu anda sessiz kalması iğrenç bir trajediyi andırıyor.Frankl’ın kitabının son cümlesinde yazdığı:
Hiroşima’dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz dediği,tehlikede olan insanlıktı ve insanlık hala tehlikede.
Hiroşima’dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz dediği,tehlikede olan insanlıktı ve insanlık hala tehlikede.
§İnsanlık tarihi savaşlar tarihidir derken yanılmıyorlardı.Habil ve Kabil ile başlayan savaş hala devam ediyor.
►Ve II.Dünya Savaşı’nın ardından eriştiğimiz ‘rahatlık’ hiç olmadığı kadar yüksek.Frankl gerek bu rahatlığın yarattığı boşluğa,gerek kökenlerimizden gelen dürtülerimize,gerekse de toplama kamplarında yaşadığı acılar ve deneyimlerine dayanarak Freud ve Adler’in ardından en büyük psikoterapi okulunu kurdu.
►Freud’un kurduğu terapi anlayışı ve insanın doğasına dair yaptığı gözlemler Darwin’in maruz kaldığını da aşan bir direnç ve nefretle karşılandı.Çocuğun annesine aşık olması ve babasından nefret etmesi gibi birçok var olan normların tersi düşünce insanın kendisinin ne olduğu yönünde düşünceler için müthiş bir boşluğa sebep oldu.İnsanlar hiç beklemedikleri,adeta deve kuşu sendromu yaşadıkları ahlaki problemleri abartılmış bir halde gözlerinin önünde bulunca psikoloji nefret edilen ve yalnızca hastaların mecburen başvurduğu bir dal haline geldi.(Daha sonra direnç kırıldı fakat o ayrı mesele)
►İnsan kendisinin ne olduğu yönündeki soruları kadim uygarlıklar devrinde bile soruyor ki Cemil Meriç şunu kaleme almış:
►Upanişat 'Tanrısın' diyor insana. Freud ‘İtsin' diyor. Hangisi haklı?
Şairi dinleyelim:
Şairi dinleyelim:
►'Gökten yücesin, topraktan bayağı.
Yokluk zulmetiyle bağlıysan, toprak,
İlâhi ruhun tecelligâhı isen, arş.'
(Feyz-i Hindî)
Yokluk zulmetiyle bağlıysan, toprak,
İlâhi ruhun tecelligâhı isen, arş.'
(Feyz-i Hindî)
►Freud eserlerinde insanın ne olduğu konusuyla fazla ilgilenmez,insanlara umut vermez,onları saf gerçeklikleriyle yüzleştirir.Kendisi Psikanaliz Hakkında adlı kitabında bu gerçeğe parmak basarak:
‘Psikanaliz hastaya telkin etmez,onda var olmayan şeyleri açığa çıkarmaz,ona hedefler koymaz,onu kendisiyle yüzleştirir’ der.
‘Psikanaliz hastaya telkin etmez,onda var olmayan şeyleri açığa çıkarmaz,ona hedefler koymaz,onu kendisiyle yüzleştirir’ der.
►Frankl o dönem yaşamış neredeyse her psikolog/psikoterapist gibi Freud’dan etkilense de onun terapi anlayışı ‘logoterapi’ Freud’unkinden çoğunlukla ayrılır.
►Freud’la benzeştiği yönler arasında,artık tüm psikoterapinin özünü oluşturan ve eskiden verimli sonuç alamamanın başlıca nedenlerinden olan ‘telkin’ tekniğinden sıyrılmadır.Hatta hastaya en az telkin veren anlayıştır denebilir.
►Bunun dışında,kendine ait yöntemleri(çelişik niyet) ve kavramları olan Logoterapi Batı’nın en çok duyduğu zamanda yeşermiş bir inançtır.
►Nasıl ki Gazali’nin rasyonaliteyle olan rekabetinin çağında fışkıran Mutezile gibi akımların etkisini söndürmeyle alakası var ise,Frankl’ın bireyi tam bir anlam arayışına sevk etmesinin gerek II.Dünya Savaşı gerekse de eski psikoterapist okulların insanlarda yarattığı büyük benlik boşluğunun doldurulması gayesiyle alakası vardır.
►Frankl insanların bu büyük boşluğu doldurabilmek için arayışta olduklarını ve bu arayış bilinçsiz bir arayış olduğu için insanları intiharlara,uyuşturuculara… yönlendirdiğini söylüyordu.Ona göre insanlık depresyon saldırganlık ve bağımlılık ile nevrozlara yakalanmaktaydı. Dikkatli bir göz 21.yüzyıl insanının antidepresanlara bağımlı olduğunu ve bunun ne kadar büyük bir oyunun arka planı olarak sunulduğunu anlayabilir.
►Frankl insanların nihai anlamda değerli olduklarını ve bu değerin en kötü koşullarda bile var olduğunu,kişinin bu değeri kullanarak kendine ait amaçlarını ve sorumluluklarını bularak onları yerine getirmesini söyler.İntihar karşıtıdır,hayata karşı trajik bir iyimserliği önerir.Acı çekmenin bir sorun olmadığını eğer durum ve kader bunu gerektiriyorsa insanın acılarından kendi sınırlarını aşabileceğini öngörür.O,karar vermenin(ki toplama kampına geldiğinde aldığı ilk karar tellere koşmayacağı üzerine ettiği yemindir) insanı yücelteceğini ve insanın tavırlarını belirleyecek özgürlükten hiçbir zaman koparılamayacağını belirtir.
►Frankl’ın görüşleri yerindedir. İnsanın boşluk duygusunun sosyal medya,fastfood,içki,pop müzik gibi manasız mefhumlarla doldurulmaya(ki bu bir boşluğun sadece yüzeyinin kapatılmasıdır) çalışıldığı bu çağda kendini yönetemeyen insanların Frankl’ın düşüncelerinden faydalanabileceği kanısındayım.Dinleri ve metafiziği reddetmediği için fikirleri ülkelerin ve zihinlerin gümrüklerinde takılmayacaktır.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yorumlar
Yorum Gönder