Yaşlanmışım Gibi
Sessizim de sessizliği arar dururum, hakkım değil midir?
Şehir hayatının getirdikleriyle sabah akşam kavga eder dururum. Hele gözlerimi
pencerenin bir kenarından fırlayıp gelen kahpe güneş ışınlarının uyandırdığı
güzel sabahlar var ya, kahvemi alır bir pencerenin başına geçtim mi tamam! Bir
taraftan gürültülü araç sesleri, bir taraftan da yüzüme savrulan koyu bir hava.
Ben de isterdim camı açtığımda kuş cıvıltıları gelsin, samimi insan
sohbetleriyle dolsun kulaklarım…
Çok zengin değilimdir, elimde avucumda bir kilo peynir
almaya yetecek para ya vardır ya yoktur. Bir de güzel kanepem vardır günümü
orada ederim. Şöyle eski, küçük bir televizyonum bir yakın gözlüğüm bir de
gazetem. Yalnız şunu da söylemeyi unutmayım çok sevdiğim de bir arkadaşım var:
Ahmet Hamdi Tanpınar.
Lisede tanımıştım Tanpınar’ı, tabi o zamanlar pek de zengin
diyemeyeceğim okul kütüphanemde dolanıp duruyordum. Bir köşede bana ıssız ve
garip bir şekilde bakan, şöyle 45-50 yaşlarında bir adam portresi, bakışıyoruz.
Bir ileri bir geri atıldım, hiç düşünmeden elime aldım bu garip portreli
kitabı: Ahmet Hamdi Tanpınar Bütün Şiirleri. Başladım okumaya gece gündüz, hiç
ayırmadım yanımdan. Başımı yastığa koyduğumda “ Kalbim ki bir uzak hayale ağlar”
ya da sabah çay lıkırtısını dinlerken “ Yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında”
Aah, ne de hızlı geçmiş günler! Aslına bakarsanız bu yaşıma
gelmişim, hayatımdan onca insan geçmiş ve geriye bir tek Tanpınar kalmış, onun
dünyası kalmış. Bu saatten sonra da ne sessizim ne de sessizliği arar dururum.
Şöyle küçük bir saksı alsam, bir de menekşe onun üzerine. Sabahtan akşama,
akşamdan sabaha izleyip dursam onun büyümesini zira geçmişimin benden gideceği
yok. Var mı bundan daha güzel, ölümü beklemek?
Yorumlar
Yorum Gönder