Suç ve Önyargı
Suç ve Ceza, Gurur ve Önyargı. Biri Jane Austen'in "Magnum Opus"u diğeri Dostoyevski'nin en çok okunan eseri. İki kitabı da okumuş olanlar, bu ikisi arasında roman olmaları dışında pek ortak nokta olmadığını haklı olarak düşünebilirler. Biri hastalıklı bir adamı ve yaşadığı kabusa benzeyen günleri anlatırken diğeri sayıca büyük kötü duygular ve dehşet bakımından küçük bir ailenin sıcak heyecanlarını anlatır. Birinin mekan tasvirinde karanlık ve dar tavanlı kasvetli odalar hakimken, diğerinde çeşitli malikaneler yahut birtakım balo salonları boy göstermektedir. Dostoyevski, kitaplarının çok az bir kısmında bu kasvetli havadan ayrılıp sosyetenin yaşamının perdelerini aralar. Cinler'de bunun örneği bulunsa da Şatov, Lebyadkin gibi karakterler sokağın kasvetini yahut basık evin bunaltısını anlatmaktan çekinmez. Budala'da da soylular arasında başlayan hikaye Ippolit, Rogojin ile bambaşka bir yere çekilir yine. Lakin Suç ve Ceza bunların hepsinden ayrıdır, "hasta olmak için" okumak dedikleri mefhumla yüzleşiriz. Gelin birkaç örnek vereyim. Raskalnikov'un odası, Marmadelov'un evi ve veremli karısı, Sonya'nın evi, at arabası hülyası, Svidrigaylov'un kaldığı otel ve rüyası...Ruhu karartan, içler acısı onlarca sahne. Peki bu, "Roman hayatımızdan başka hayatlara kanatlandığımız bir yolculuktur." tarzındaki sözler çelişmez mi? Bu bile isteye bir bataklığa koşmak değil midir? Cevap:Hayır. Zira;Dostoyevski'nin kendi sözleriyle:"Gözyaşı, kalbi arındırır."Acı,insanı temizler. Gündelik hayatın tozpembe yansıtılması, bir geçiş devrine tanık olan, idamdan son anda kurtulmuş, yıllarca sürgünde katiller arasında hapis yatmış ve birçok yakınını kaybedip yalnız(!) kalmış bir insanın yapacağı bir iş olamazdı. O; insan karakterinin, gerek çevreden gerekse de diğer birçok faktörden etkilenip nasıl şekillendiğini daha küçük yaşta görmüştü. Durağan bir psikoloji, "tipi" sembolize eden karakterler onun romanının ancak ve ancak yan unsurları olabilirdi. Fakat tüm cümbüşüyle müreffeh muhteşem bir zihinsel ziyafet sunulan bu romanlar, Dostoyevski'nin engin kültürünün ve acı çeken hasta ruhunun sınırsız devinimleriydi. Bu sebeple, bana göre, okuduğum diğer hiçbir yazara nasip olmayacak kadar "gerçek" karakterler oluşturdu. Evet;Raskalnikov belki tektir, tarihte onun gibisi bir daha yaşamayacaktır. Fakat bu onun gerçeğin ve toplumun dışında olduğunu göstermez çünkü Raskalnikov'un zihni, tam anlamıyla bir insanın zihnidir. Mekanik bir devinimi yoktur düşüncelerinde, rasyonel yahut irrasyonel yaşamaz hayatı. Günler değişken, arzuları nevrozlu ve çalkantılıdır. Kendisine yazar tarafından biçilmiş gömleği giydikten sonra sahneye gelip repliklerini ezbere söyleyen tiyatro oyuncuları değildir Dostoyevski'nin karakterleri. Aksine, söyleyecek sözleri bilinçaltından fışkıran ve çoğu davranışlarında belirsizlikler bulunan gerçek insanlardır. Tektirler fakat teklikleri eylemlerindendir, gerçekdışı olmalarından değil. Stavrogin gibi biri belki bir daha çıkmayacak olsa da O, bir ayna ve insandır. Nietzsche "Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski'dir." derken bu hakikate temas ediyordu belki. Zira psikolojide de görülecektir ki, insan ne yalnız rasyonel de yalnız irrasyoneldir. Ve, bu karışmışlığı göstermeyi başarmak Dostoyevski'nin eserlerinin zihnimizdeki yerini pekiştirmiştir. Dostoyevski hakkında söylediklerimin hepsi temelde O'nun romanlarının psikolojik alandaki gerçekliği üzerinedir. O, Rus halkının eylemleriyle bütün bir insanlığın zihnini haritalama gayretindeydi belki de.
Şimdi gelelim Gurur ve Önyargı'ya. Yukarıda bahsettiğim gibi bu kitap, Suç ve Ceza'dan tamamen ayrı. Filozof bir baba, garip ve çalışkan Mary, iyi niyetli Jane, zeki Elizabeth gibi nice karakterle garip bir destandır bu kitap. Öncelikle yukarıda Dostoyevski için yazdıklarımın zıttını bu kitap için yazmalıyım demem gerekir zira burada, karakter tip özdeşleşmesi en yüksek seviyelerinden birindedir. Nefes alan şefkat Jane, ilginç zekasıyla Mary, iyi niyeti ve saflığıyla Bingley, dalkavuk Collins, kibirli Lady Catherine hepsi birer "tip"tirler. Nadide olarak Elizabeth ve Darcy yoğunluklarıyla dikkat çekseler de diğer karakterlerin değişmezliği ve belirlenimciliği onları ayrı bir yere koymamıza neden olur. Bakın, kusur demiyorum zira bu bir kusurdan ziyade gereksinimdir de. Yazarın amacı doğrultusunda bir gereksinim. Evlilik hayatının, soylu olmayanlarla burjuva arasındaki diyaelektiğin anlatılması yönünden bir gereksinim. Dostoyevski den farklı olarak Jane Austen, bu kavramları idealize edip karakterleştirir. Yürüyen, nefes alan oyuncular repliklerini büyük bir aşkla okurlar. Misal Mr. Bennett. Bu, gerçek hayatın yoğunluğu ve karmaşasından bir nevi imtiyazsa da, oyuncuların başarısı bu durumun kusurunu kapatıp bizi muhteşem bir okuma serüvenine sürükler. Kitapta çekilen acılar bile tiplere özgüdür ve genelde değil, döneme ve mekana bağlı gelişir. Fakat bu da Balzac'ın "Roman, halkların özel tarihidir." sözüyle ahenk sağlar ve Jane Austen bize özel bir tarihi ve mekanı harikulade başarıyla aktarır. Elbette birçoğumuz Elizabeth'in duygularını paylaşmayız ama onu "anlarız". Bana göre bu, romanın iki temel amacından birinde başarıya ulaşmasıdır. Özel bir tarihi, özel bir milletin evrensel psikolojisiyle anlatmak ise Dostoyevski'nin bu yazıya konuk olmasını sağlamıştır. İki yazara da kitapları için sonsuz teşekkürler.
Şimdi gelelim Gurur ve Önyargı'ya. Yukarıda bahsettiğim gibi bu kitap, Suç ve Ceza'dan tamamen ayrı. Filozof bir baba, garip ve çalışkan Mary, iyi niyetli Jane, zeki Elizabeth gibi nice karakterle garip bir destandır bu kitap. Öncelikle yukarıda Dostoyevski için yazdıklarımın zıttını bu kitap için yazmalıyım demem gerekir zira burada, karakter tip özdeşleşmesi en yüksek seviyelerinden birindedir. Nefes alan şefkat Jane, ilginç zekasıyla Mary, iyi niyeti ve saflığıyla Bingley, dalkavuk Collins, kibirli Lady Catherine hepsi birer "tip"tirler. Nadide olarak Elizabeth ve Darcy yoğunluklarıyla dikkat çekseler de diğer karakterlerin değişmezliği ve belirlenimciliği onları ayrı bir yere koymamıza neden olur. Bakın, kusur demiyorum zira bu bir kusurdan ziyade gereksinimdir de. Yazarın amacı doğrultusunda bir gereksinim. Evlilik hayatının, soylu olmayanlarla burjuva arasındaki diyaelektiğin anlatılması yönünden bir gereksinim. Dostoyevski den farklı olarak Jane Austen, bu kavramları idealize edip karakterleştirir. Yürüyen, nefes alan oyuncular repliklerini büyük bir aşkla okurlar. Misal Mr. Bennett. Bu, gerçek hayatın yoğunluğu ve karmaşasından bir nevi imtiyazsa da, oyuncuların başarısı bu durumun kusurunu kapatıp bizi muhteşem bir okuma serüvenine sürükler. Kitapta çekilen acılar bile tiplere özgüdür ve genelde değil, döneme ve mekana bağlı gelişir. Fakat bu da Balzac'ın "Roman, halkların özel tarihidir." sözüyle ahenk sağlar ve Jane Austen bize özel bir tarihi ve mekanı harikulade başarıyla aktarır. Elbette birçoğumuz Elizabeth'in duygularını paylaşmayız ama onu "anlarız". Bana göre bu, romanın iki temel amacından birinde başarıya ulaşmasıdır. Özel bir tarihi, özel bir milletin evrensel psikolojisiyle anlatmak ise Dostoyevski'nin bu yazıya konuk olmasını sağlamıştır. İki yazara da kitapları için sonsuz teşekkürler.
Yorumlar
Yorum Gönder